Metinde atıf yapılan YCGK'nın 'Birol Erdem Kararı'nda, sanığın beraatine hükmedilirken TCK m. 30'daki 'hata' hükmü yerine 'kastın bulunmaması' gerekçesinin tercih edilmesinin hukuki anlamı nedir? Bir kişinin, meşru bir yapılanma olduğu düşüncesiyle bir yapıya dahil olması, örgüt üyeliği suçunun manevi unsuru olan 'bilerek ve isteyerek katılma' şartını nasıl etkiler?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #206892

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (YCGK), ilk derece mahkemesinin 'hata' (TCK m. 30) hükmüne dayandırdığı beraat kararını, 'kastın bulunmaması' gerekçesiyle onaması önemli bir hukuki ayrımdır. TCK m. 30'daki hata, fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmemektir. YCGK, olayı bir 'bilmeme' (hata) durumu olarak değil, doğrudan suçun manevi unsurunun oluşmaması olarak değerlendirmiştir. Örgüt üyeliği suçu, özel kast gerektiren bir suçtur. Suçun manevi unsuru, kişinin katıldığı yapının 'suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğunu bilerek ve bu örgüte üye olmayı isteyerek' hareket etmesidir. Eğer bir kişi, katıldığı yapının meşru bir sivil toplum hareketi, dini bir cemaat veya ticari bir oluşum olduğuna inanarak, yani yapının suç örgütü niteliğini bilmeden ve suç işleme amacını benimsemeden bu yapıya dahil olmuşsa, suçun manevi unsuru olan 'kast' oluşmamış demektir. YCGK'nın bu kararı, failin sadece fiili olarak yapı içinde yer almasının mahkumiyet için yeterli olmadığını, suç işleme kastının (saikinin) ayrıca ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlanması gerektiğini vurgulamaktadır. (İlgili Karar: YCGK'nın Birol Erdem hakkındaki onama kararı, 2019/11 E., 2021/5 K. sayılı karara ilişkindir.)