Yargıtay'ın, bir işçinin 'uzun yıllar yıllık izin kullanmamasını hayatın olağan akışına aykırı' bulması (Y22.HD, 2019/9896 K.) ve bu durumlarda biriken izinlerin sadece bir bölümüne ücret ödenmesine hükmedebilmesi, hakkın kötüye kullanılması (TMK m. 2) ilkesiyle nasıl ilişkilendirilebilir? Bu yaklaşımın, ispat yükünün işverende olması kuralıyla çelişip çelişmediğini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #206886

Yargıtay'ın bu yaklaşımı, TMK m. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağının iş hukukundaki bir yansımasıdır. Bir işçinin 15-20 yıl gibi çok uzun süreler boyunca hiç yıllık izin kullanmadığını iddia etmesi, hayatın olağan akışına ve bir çalışanın dinlenme ihtiyacına aykırı görülmektedir. Yargıtay, bu gibi durumlarda işçinin aslında izinlerini kısmen kullandığını ancak bunun kaydının tutulmadığını veya işçinin hakkını kötüye kullandığını varsayarak, takdiren bir indirim yapabilmekte veya izin alacağının bir kısmını kabul etmektedir. Bu yaklaşım, ilk bakışta 'yıllık iznin kullandırıldığının ispat yükü yazılı delille işverendedir' şeklindeki temel kuralla çelişiyor gibi görünebilir. Zira işveren yazılı delil sunamadığında, kural olarak işçinin talebinin tamamının kabulü gerekir. Ancak Yargıtay burada, şekli ispat kurallarının mutlak olmadığını, hakimin davayı aydınlatma ödevi (HMK m. 31) ve hayatın olağan akışı gibi karinelerle gerçeğe ulaşmaya çalışması gerektiğini ve hakkın açıkça kötüye kullanıldığı durumlarda hukukun bunu korumayacağını kabul etmektedir. Bu, katı ispat kurallarının adalet ve hakkaniyetle yumuşatılmasıdır. (İlgili Karar: Y22.HD, E. 2017/21882, K. 2019/9896)