Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/546 sayılı kararında, davacı kadının emekli maaşı ve taşınmazı olması nedeniyle yoksulluk nafakası talebinin reddedilmesi, Yargıtay'ın 'asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunmasının yoksulluk nafakasına engel olmadığı' yönündeki yerleşik içtihadıyla nasıl bağdaştırılabilir? Bu kararda 'yoksulluğa düşme' kavramının hangi unsurlara göre değerlendirildiğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #206851

Yargıtay'ın asgari ücret seviyesinde gelire sahip olmayı nafaka için tek başına bir engel görmemesi, yoksulluk kavramının mutlak bir gelir seviyesine indirgenemeyeceğini, kişilerin sosyal ve ekonomik durumları ile evlilik birliği sırasındaki yaşam standartlarına göre göreceli olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade eder. YHGK'nın 2019/546 sayılı kararında ise bu ilke terk edilmemiş, somut olayın özelliklerine göre bir değerlendirme yapılmıştır. Kararda, 'yoksulluğa düşme' kavramı sadece davacının gelirine bakılarak değil, davacının ve davalının gelir durumlarının 'birbirine denk' olması, davacının barınma ihtiyacını karşılayan bir taşınmazının bulunması ve mevcut gelirinin (970 TL emekli maaşı) kendisini yoksulluktan kurtaracak düzeyde olması gibi unsurların bütüncül bir analiziyle değerlendirilmiştir. Yani, asgari ücret almak nafakaya engel olmasa da, kişinin diğer malvarlığı unsurları ve karşı tarafın mali gücüyle kıyaslandığında, boşanmanın onu yoksulluğa düşürmeyeceği sonucuna varılabilir. Bu karar, yoksulluk değerlendirmesinin, tarafların mali durumlarının karşılaştırmalı bir analizini gerektirdiğini ve mutlak gelir rakamlarından ziyade boşanma sonrası refah düzeyindeki düşüşün niteliğine odaklandığını göstermektedir. (İlgili Karar: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/1893, K. 2019/546)