Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2015/33630 K. sayılı kararında, boşanma sonucu velayeti kendisinde olan babanın, küçük yaştaki kızını tanık olan annesine bırakması ve annenin kabul etmemesi üzerine çocuğu geri almaması eylemi, TCK m. 97'deki 'terk suçu' yerine neden TCK m. 233'teki 'aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali' suçu olarak nitelendirilmiştir? İki suç arasındaki farkı açıklayınız.
Terk suçunun (TCK m. 97) oluşabilmesi için, mağdurun 'kendi haline terk' edilmesi, yani idare ve gözetimden yoksun, tehlikeli bir duruma bırakılması gerekir. Somut olayda sanık, çocuğunu yine bir yakını olan (büyükannesi) tanığa bırakmıştır. Çocuk, tamamen korumasız ve gözetimsiz bir duruma sokulmamıştır. Bu nedenle terk suçunun 'kendi haline terk' unsuru oluşmamıştır. Ancak sanık, velayet hakkından doğan 'bakım, eğitim ve destek olma' yükümlülüğünü yerine getirmemiş, çocuğunu fiilen başkasının sorumluluğuna bırakarak bu yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Bu nedenle Yargıtay, eylemin TCK m. 97'deki terk suçunu değil, TCK m. 233/1'deki aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunu oluşturacağını belirtmiştir. İki suç arasındaki temel fark, mağdurun bırakıldığı durumun tehlike derecesidir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/aile-hukukundan-kaynaklanan-yukumlulugun-ihlali-sucu-cezasi.html)