Bir posta dağıtıcısının, muhatabın evde olmaması nedeniyle tebliğ edemediği bir evrakı, tebliğ edilmiş gibi göstermek için kendisinin imzalaması eylemi, TCK m. 204 (Resmi Belgede Sahtecilik) ve TCK m. 257 (Görevi Kötüye Kullanma) suçları arasında nasıl bir ayrıma tabi tutulur? Failin 'kastının' bu ayrımdaki rolü nedir?
Bu eylemin hangi suçu oluşturacağı, failin 'kastının' neye yönelik olduğuna göre belirlenir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre ayrım şöyledir: 1) Resmi Belgede Sahtecilik (TCK m. 204): Eğer failin amacı, sahte bir belge (imzalanmış tebliğ mazbatası) düzenleyerek, başkalarını (örneğin, mahkemeyi veya amirlerini) aldatmak, bu sahte belgeye dayanarak bir hukuki sonuç (tebligatın yapılmış sayılması gibi) elde etmek ve bu durumun sonuçlarını bilerek ve isteyerek hareket etmek ise, eylem 'sahtecilik kastı' ile işlenmiş olur ve TCK m. 204'ü oluşturur. 2) Görevi Kötüye Kullanma (TCK m. 257): Eğer failin birincil amacı aldatmak değil de, iş yükünden kurtulmak, işini savsaklamak, tembellik veya ihmal nedeniyle görevini usulüne uygun yapmamak ise, kastı sahteciliğe değil, 'görevin gereklerine aykırı hareket etmeye' yöneliktir. Bu usulsüz eylemi sonucunda, tebligatın muhatabı (örneğin, duruşma gününü öğrenemeyen taraf) bir hak kaybına uğrayarak 'mağdur' olmuşsa, eylem TCK m. 257'yi oluşturur. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2016/2041 K. sayılı kararında da, failin sahtecilik kastı olmadığı, eylemin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu belirtilmiştir. Kısacası, kastın odağında 'aldatma' varsa sahtecilik, 'görevi savsaklama' ve bunun sonucunda bir mağduriyet yaratma varsa görevi kötüye kullanma suçu oluşur. (Kaynak: avmehmetgenc.com/blog/gorevi-kotuye-kullanma-sucu-ve-cezasi/170)