Bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı hareket etmesi, ancak bu eylemin TCK'da 'ayrıca suç olarak tanımlanan hallerden' (örneğin, rüşvet, zimmet) birini oluşturması durumunda, TCK m. 257'deki görevi kötüye kullanma suçunun uygulama alanı bulup bulamayacağını, 'sübssidiarite (ikincillik)' ilkesi açısından açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #203836

Bu durumda TCK m. 257 uygulama alanı bulamaz. TCK m. 257'nin ilk fıkrası, 'Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında...' ifadesiyle başlar. Bu ifade, görevi kötüye kullanma suçunun 'genel', 'tamamlayıcı' ve 'ikincil (sübssidiar)' nitelikte bir suç olduğunu gösterir. Ceza hukukundaki sübssidiarite ilkesine göre, bir eylem, birden fazla suç tanımına uyuyorsa, bunlardan daha özel ve daha ağır olanı, genel ve daha hafif olanı dışlar. Rüşvet (TCK m. 252) veya zimmet (TCK m. 247) gibi suçlar, görevin kötüye kullanılmasının özel ve daha ağır cezayı gerektiren halleridir. Bir kamu görevlisinin, bir işi yapmak veya yapmamak için menfaat temin etmesi eylemi, hem görevinin gereklerine aykırı bir harekettir (TCK 257) hem de özel olarak rüşvet suçunu (TCK 252) oluşturur. Bu durumda, olayı daha özel olarak düzenleyen ve daha ağır bir yaptırım öngören rüşvet suçundan ceza verilir; fail ayrıca görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılmaz. TCK m. 257, ancak eylemin başka hiçbir özel suç tanımına uymadığı durumlarda devreye giren bir 'torba hüküm' niteliğindedir. (Kaynak: or.av.tr/gorevi-kotuye-kullanma-sucu/)