Bir memurun, tebligat evrakını muhatabına bizzat vermesi gerekirken, onun yerine sahte imza atarak tebliğ edilmiş gibi göstermesi eyleminin, Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2016/2041 K. sayılı kararına göre neden 'resmi belgede sahtecilik' (TCK m. 204) değil de, 'görevi kötüye kullanma' (TCK m. 257) suçunu oluşturduğunu, 'sahtecilik kastı' unsuru açısından açıklayınız.
Yargıtay'ın bu tür kararlarında odaklandığı temel unsur, failin 'kastı'dır. Resmi belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için, failin 'sahtecilik kastı' ile, yani belgeyi sahte olarak düzenleyerek başkalarını aldatma ve bundan bir hukuki sonuç elde etme amacıyla hareket etmesi gerekir. Görevi kötüye kullanma suçunda ise kast, görevin gereklerine aykırı davranarak bir mağduriyete, zarara veya haksız menfaate yol açmaktır. İlgili Yargıtay kararında, posta dağıtıcısının amacının, belgeyi sahteleyerek bir menfaat elde etmek veya birini aldatmak olmadığı; asıl amacının, adresi tam doğru olmasa da bildiği için tebligatı bir an önce teslim ederek 'işini kolaylaştırmak' ve görevini bir şekilde 'yapmış gibi göstermek' olduğu kabul edilmiştir. Yani fail, sahtecilik yapma özel kastıyla değil, görevini usulsüz bir şekilde yapma, yani 'görevinin gereklerine aykırı hareket etme' kastıyla hareket etmiştir. Bu eylem sonucunda, tebligatın usulsüz yapılması nedeniyle muhatap 'mağduriyete' uğramıştır. Failin kastı sahteciliğe değil, görevini layıkıyla yapmamaya yönelik olduğu için, eylem daha genel bir suç olan görevi kötüye kullanma suçu olarak nitelendirilmiştir. (Kaynak: avmehmetgenc.com/blog/gorevi-kotuye-kullanma-sucu-ve-cezasi/170)