HMK m. 227-228 uyarınca, kendisine yemin teklif edilen tarafın, geçerli bir özrü olmaksızın duruşmaya gelmemesi veya gelip de yemini eda etmekten kaçınmasının hukuki sonucu nedir? Bu durum, 'ikrar etmiş sayılma' karinesinin, ispat hukukundaki yerini ve önemini nasıl ortaya koymaktadır?
Kendisine usulüne uygun olarak (yemin konusu vakıalar ve gelmemenin sonuçları bildirilerek) yemin davetiyesi tebliğ edilen tarafın, geçerli bir mazereti olmadan duruşmaya gelmemesi veya gelip de yemin etmeyi reddetmesi, HMK m. 229'a göre 'yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılması' sonucunu doğurur. Bu, kanuni ve kesin bir karinedir. Yani mahkeme, artık o vakıanın (örneğin, borcu ödemediği vakıasının) ispatlanmış olduğunu kabul etmek zorundadır. Bu durum, yeminin ispat hukukundaki önemini gösterir. Yemin, bir delil elde etme aracı olmasının ötesinde, uyuşmazlığı kesin olarak çözebilecek bir 'taraf işlemi'dir. Taraf, yemin ederek veya etmeyerek davanın kaderini belirleme gücüne sahiptir. Yeminden kaçınmanın 'ikrar' gibi ağır bir sonuca bağlanması, tarafları bu müesseseyi ciddiye almaya ve mahkemenin davetine uymaya zorlar. Bu karine, delil yetersizliği olan durumlarda, davanın sürüncemede kalmasını önleyen ve uyuşmazlığa nihai bir çözüm getiren etkili bir usul aracıdır. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-234-sagir-ve-dilsizlerin-yemini.html - HMK 227-229 maddelerine atıfla)