Boşanma davasında, kadının ve erkeğin haklarının 'eşitliği' ilkesi, uygulamada 'yoksulluk nafakası'nın genellikle kadınlara ödenmesi gerçeğiyle nasıl bağdaşmaktadır? Bu durumun hukuki ve sosyo-ekonomik nedenlerini, TMK m. 175'teki 'yoksulluğa düşecek taraf' ve 'kusur' kriterlerini dikkate alarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #203735

Kanun önünde kadın ve erkek eşittir ve teorik olarak her iki taraf da yoksulluk nafakası talep edebilir. TMK m. 175, 'eş' veya 'taraf' diyerek cinsiyet ayrımı yapmaz. Ancak uygulamada nafakanın genellikle kadınlara bağlanmasının temel nedenleri hukuki değil, sosyo-ekonomiktir: 1) Geleneksel Aile Yapısı ve Ekonomik Eşitsizlik: Türkiye'deki geleneksel aile modelinde, kadınların ev işleri ve çocuk bakımı sorumlulukları nedeniyle çalışma hayatına katılımı veya kariyer gelişimleri erkeklere göre daha sınırlı olmaktadır. Evlilik birliği boyunca evin geçimini sağlayan genellikle erkektir. Bu nedenle, boşanma sonrası kadının bir anda ekonomik bağımsızlığını kazanması ve yaşam standardını sürdürmesi daha zordur. Dolayısıyla, 'boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf' koşulunu genellikle kadınlar sağlamaktadır. 2) Kusur Değerlendirmesi: Yoksulluk nafakası için talep edenin kusurunun daha ağır olmaması gerekir. Mahkemeler, erkeğin evi geçindirme yükümlülüğünü ihlal etmesini veya sadakatsizlik gibi eylemlerini genellikle daha ağır kusur olarak değerlendirme eğilimindedir. Bu durum, hukuki bir eşitlik ilkesi ihlali değil, toplumsal cinsiyet rolleri ve ekonomik gerçeklerin yargı kararlarına yansımasıdır. Eğer bir erkek, evlilik nedeniyle iş hayatından çekilmişse ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekse, teorik olarak onun da nafaka almasına bir engel yoktur, ancak bu durum uygulamada nadir görülür. (Kaynak: oner.av.tr/bosanma-sorulari/)