İştirak nafakasının (TMK m. 182) ergin olan ancak eğitimine devam eden çocuk için 'yardım nafakası' olarak devam edebilmesi (TMK m. 328/2) hükmünü, Anayasa'nın 'sosyal devlet' ve 'eğitim hakkı' ilkeleriyle ilişkilendirerek yorumlayınız. Bu durumda nafaka davasını kim, kime karşı açmalıdır?
İştirak nafakası, kural olarak çocuğun ergin olmasıyla (18 yaşını doldurmasıyla) sona erer. Ancak, TMK m. 328/2'de düzenlenen ve Yargıtay içtihatlarıyla da desteklenen 'eğitimine devam eden ergin çocuk için yardım nafakası' kurumu, bu kurala önemli bir istisna getirir. Bu hükmün temelinde, Anayasa'da güvence altına alınan 'eğitim ve öğrenim hakkı' (Any. m. 42) ile 'sosyal devlet' ilkesi yatar. Devlet, gençlerin eğitimlerini tamamlayarak topluma faydalı bireyler olmalarını teşvik eder. Bu bağlamda, anne ve babanın da, boşanmış olsalar dahi, ergin olan ancak ekonomik bağımsızlığını henüz kazanmamış ve eğitimine devam eden çocuklarına karşı bakım ve destek yükümlülüklerinin devam ettiği kabul edilir. Bu, sadece bir aile hukuku yükümlülüğü değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur. Bu durumda nafaka, artık iştirak nafakası değil, 'yardım nafakası' niteliğindedir. Davayı, reşit olduğu için hak ehliyetine sahip olan 'çocuğun kendisi', anne ve babasına karşı (mali güçlerine göre her ikisine veya birine) açmalıdır. Artık velayet altında olmadığı için, velayet sahibi ebeveynin onun adına dava açması mümkün değildir. (Kaynak: or.av.tr/nafaka-davalari-hakkinda-genis-bilgilendirme/)