Basit yargılama usulünün (CMK m. 251) uygulanamayacağı haller arasında sayılan 'yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır ve dilsizlik' durumlarının ortak paydası nedir? Kanun koyucunun bu kişileri neden bu özel ve hızlı yargılama usulünün dışında tuttuğunu, 'savunma hakkı' ve 'yargılamanın yüz yüzelik ilkesi' açısından açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #203716

Bu üç halin ortak paydası, sanığın 'savunma yapma ehliyetinin' tam olmaması veya özel bir desteğe ihtiyaç duymasıdır. Kanun koyucu, bu kişileri basit yargılama usulünün dışında tutarak onların savunma haklarını özel olarak korumayı amaçlamıştır. Gerekçeleri şunlardır: 1) Savunma Hakkının Etkin Kullanılamaması: Basit yargılama usulü, büyük ölçüde yazılı beyan ve savunmalara dayanır. Yaşı küçük bir çocuğun, akıl hastalığı olan birinin veya iletişim güçlüğü çeken sağır ve dilsiz bir sanığın, haklarını tam olarak anlayarak yazılı bir savunma hazırlaması veya bir müdafi ile etkin bir iletişim kurarak savunmasını yönlendirmesi beklenemez. Bu durum, savunma hakkının şeklen değil, fiilen de kullanılmasını engeller. 2) Yargılamanın Yüz Yüzelik İlkesi: Bu tür sanıkların durumunun, hakim tarafından doğrudan gözlemlenmesi, hal ve tavırlarının değerlendirilmesi, uzman (psikolog, pedagog, tercüman) yardımından faydalanılması maddi gerçeğe ulaşmak ve adil bir karar vermek için kritik öneme sahiptir. Dosya üzerinden yapılacak bir yargılama, hakimin bu doğrudan gözlem ve değerlendirme imkanını ortadan kaldırır. Bu nedenle, savunma hakkının en üst düzeyde korunması ve sanığın durumunun hassasiyetle değerlendirilmesi gereken bu hallerde, duruşmalı ve yüz yüze yapılan genel yargılama usulünün uygulanması zorunlu görülmüştür. (Kaynak: avukaterdemozkan.com/ceza-hukuku/ceza-muhakemesinde-basit-yargilama-usulu/)