Bir kişinin, eski eşiyle arasındaki boşanma davasında aleyhine tanıklık yapan bacanağı ile yaptığı telefon görüşmesini, 'yalan tanıklık suçunu işlediğini ispat etmek amacıyla' gizlice kaydetmesi ve bu kaydı savcılığa sunması eylemi, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2015/20 K. sayılı kararına göre neden 'hukuka uygun bir delil toplama' faaliyeti olarak kabul edilmemiştir? Bu karardaki 'delil yaratma' ve 'mevcut delili koruma' ayrımını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #203688

Yargıtay'ın bu tür eylemleri hukuka uygun kabul etmemesinin temel nedeni, eylemin 'delil yaratma' kastıyla ve planlı bir şekilde yapılmasıdır. Yargıtay, ancak ani gelişen, kendisine karşı işlenmekte olan bir suçu (hakaret, tehdit gibi) başka türlü ispat imkanı olmayan ve o an kaybolacak olan bir delili 'koruma' (muhafaza etme) amacıyla yapılan kayıtları meşru kabul etmektedir. İlgili kararda ise durum farklıdır. Sanık, geçmişte işlendiğini düşündüğü bir suçu (yalan tanıklık) ispatlamak için, önceden hazırlık yaparak ve planlayarak bir görüşme ayarlamıştır. Görüşme sırasında karşı tarafı özel olarak yönlendirici sorular sorarak, ondan ikrar almaya çalışmış ve bu süreci kaydetmiştir. Bu, mevcut ve kaybolma tehlikesi olan bir delili korumak değil, yeni bir delil 'yaratmak' veya 'üretmek' faaliyetidir. Kişilerin, adli makamlar yerine geçerek bu şekilde özel soruşturma yöntemleri uygulaması ve delil üretmesi hukuka aykırı kabul edilir. Bu nedenle, bu şekilde elde edilen kayıt ve bunun savcılığa sunulması (ifşa edilmesi), haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu (TCK m. 132/3) oluşturur. (Kaynak: avmehmetgenc.com/blog/haberlesmenin-gizliligini-ihlal-sucu-ve-cezasi/128)