Görevi kötüye kullanma suçunda (TCK m. 257) aranan 'kamu zararı' kavramının kapsamını, sadece somut bir ekonomik kayıpla mı sınırlı olduğunu, yoksa kamunun etkin ve düzenli işleyişine verilen soyut zararları da içerip içermediğini Yargıtay içtihatları ışığında tartışınız.
TCK m. 257'nin madde gerekçesi, 'kamu zararı' kavramının öncelikle 'ekonomik bakımdan bir zarar' olduğunu belirtir. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Suçun oluşması için, kamu görevlisinin eylemi sonucunda kamunun malvarlığında somut, ölçülebilir bir azalma veya bir kazançtan mahrum kalma gibi maddi bir zararın ortaya çıktığının yetkili mercilerin raporları (sayıştay, bilirkişi vb.) ile net bir şekilde tespit edilmesi aranır. Kamusal faaliyetin yavaşlaması, idareye olan güvenin sarsılması gibi 'soyut' zararlar, tek başına bu suçun 'kamu zararı' unsurunu oluşturmak için yeterli görülmemektedir. Ancak, bu tür soyut zararlara yol açan eylem, aynı zamanda bir 'kişinin mağduriyetine' veya bir 'kişiye haksız menfaat sağlanmasına' neden olmuşsa, suç bu diğer netice unsurları üzerinden yine de oluşabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun bir kararında 'mağduriyet' kavramının sadece ekonomik zararı değil, bireysel hakların ihlalini de kapsadığı belirtilmiştir (YCGK, E. 2005/4-47, K. 2005/104). Dolayısıyla, 'kamu zararı' unsuru somut ve ekonomik bir zararı gerektirirken, 'mağduriyet' unsuru daha geniş yorumlanabilmektedir. (Kaynak: or.av.tr/gorevi-kotuye-kullanma-sucu/)