Düğünde takılan ziynet eşyalarının (altınlar) boşanmada kime ait olacağına ilişkin Yargıtay'ın benimsediği temel ilkeyi, 'kadına özgü olma', 'erkeğe özgü olma' ve 'kime takıldığı belli olmama' durumlarına göre ayrı ayrı açıklayınız. Yatırım amaçlı alınan altınların hukuki statüsü bu kuraldan nasıl farklılaşır?
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, düğünde takılan ziynet eşyalarının mülkiyeti konusunda şu ilkeler benimsenmiştir: 1) Kadına Özgü Olanlar: Bilezik, küpe, gerdanlık gibi kadına özgü ziynet eşyaları, kime takılırsa takılsın (erkeğe veya ailesine takılsa bile) kadının kişisel malı sayılır ve ona aittir. 2) Erkeğe Özgü Olanlar: Kol saati gibi erkeğe özgü takılar, erkeğe ait kabul edilir. Ancak erkeğe takılan ve kadına özgü olan takılar (bilezik vb.) yine kadına aittir. 3) Kime Takıldığı Belli Olmayanlar: Para, çeyrek/yarım/tam altın gibi kime takıldığı ayırt edilemeyen ve ortak olarak keseye atılan takılar, yerel örf ve adetler aksini gerektirmedikçe, eşler arasında eşit olarak paylaştırılır (paylı mülkiyet). Bu durumun istisnası, 'yatırım amaçlı' alınan altınlardır. Eğer evlilik birliği içinde, ailenin ortak birikimiyle ve yatırım amacıyla (örneğin, ev veya araba almak için) altın alınmışsa, bu altınlar hediye (kişisel mal) değil, 'edinilmiş mal' kabul edilir ve mal rejimi tasfiyesinde, kimin adına veya zilyetliğinde olduğuna bakılmaksızın, eşler arasında eşit olarak paylaşıma tabi tutulur. (Kaynak: oner.av.tr/bosanma-sorulari/)