İhtiyati tedbir talebinde (HMK m. 390), talep edenin 'davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorunda' olması ne anlama gelmektedir? 'Yaklaşık ispat' kavramını, normal bir yargılamada aranan 'tam ispat' kavramıyla karşılaştırarak, bu farklılığın nedenini geçici hukuki korumaların niteliğiyle ilişkilendirerek açıklayınız.
'Yaklaşık ispat', bir vakıanın tam ve kesin olarak değil, büyük bir olasılıkla doğru olduğunun mahkeme nezdinde gösterilmesidir. Normal bir yargılamada aranan 'tam ispat' ise, hakimde herhangi bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bir vakıanın doğruluğu konusunda tam bir kanaat oluşmasıdır. Aradaki fark, ispatın derecesi ve kesinliğidir. Bu farklılığın nedeni, ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki korumaların doğasından kaynaklanır. İhtiyati tedbir, acil durumlarda, hak kaybını önlemek için hızlıca karar verilmesi gereken bir müessesedir. Bu aciliyet içinde, davanın esası gibi tüm delillerin toplanıp ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi için yeterli zaman yoktur. Eğer tam ispat aransaydı, tedbirin amacı olan 'derhal koruma sağlama' işlevi ortadan kalkardı. Bu nedenle kanun koyucu, ispat ölçüsünü düşürerek, haklılığın 'kuvvetle muhtemel' görünmesini yeterli saymıştır. Ancak 'yaklaşık ispat', basit bir iddia anlamına gelmez; talep eden tarafın, iddiasını inandırıcı delillerle desteklemesi gerekir. Haksız çıkma ihtimaline karşı da genellikle talep edenden teminat alınması (HMK m. 392) öngörülerek bir denge kurulmuştur. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-390-ihtiyati-tedbir-talebi.html)