Görevi kötüye kullanma suçunun icrai (TCK m. 257/1) ve ihmali (TCK m. 257/2) şekilleri arasındaki temel fark nedir? Bir avukatın, vekaletini aldığı davayı takip etmeyerek müvekkilinin hak kaybına uğramasına neden olması, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2018/4935 sayılı kararı ışığında hangi fıkra kapsamında değerlendirilmelidir? Tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #203618

İcrai ve ihmali şekiller arasındaki temel fark, kamu görevlisinin eyleminin niteliğindedir. TCK m. 257/1 (icrai hal), görevin gereklerine 'aykırı hareket etmeyi', yani aktif, olumlu bir davranışla görevi yanlış veya usulsüz yapmayı cezalandırır. TCK m. 257/2 (ihmali hal) ise görevin gereklerini yapmakta 'ihmal veya gecikme göstermeyi', yani pasif kalarak, yapılması gerekeni yapmamayı cezalandırır. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2018/4935 sayılı kararında, avukatın dava açtığını söyleyip katılanı oyalaması, sadece bir 'yapmama' (ihmal) eylemi olarak değil, aktif bir şekilde yanıltıcı davranışlarda bulunarak icrai bir hareket olarak kabul edilmiştir. Avukatın eylemi, pasif bir ihmalin ötesine geçip, müvekkili aktif olarak yanıltma ve oyalama şeklinde 'icrai' bir nitelik kazandığı için TCK m. 257/1 kapsamında değerlendirilmiştir. Buna karşın, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2015/11795 sayılı kararında olduğu gibi, senetleri sadece icraya koymamak şeklindeki eylem ise 'ihmali' davranış olarak kabul edilmiş ve TCK m. 257/2'den ceza verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Dolayısıyla, eylemin pasif bir yapmama hali mi, yoksa aktif bir aldatma/oyalama içeren bir hareket mi olduğu ayrımı, uygulanacak fıkrayı belirlemektedir. (Kaynak: avmehmetgenc.com/blog/gorevi-kotuye-kullanma-sucu-ve-cezasi/170, or.av.tr/gorevi-kotuye-kullanma-sucu/)