Zina (TMK m. 161) nedenine dayalı boşanma davasında, doğrudan cinsel birleşmeyi gösteren bir delil olmamasına rağmen, Yargıtay'ın 'başka bir kadınla banyoda yarı çıplak ve samimi fotoğraf' veya 'başka bir erkekle birlikte yaşama' gibi durumları zinanın varlığına delalet eden 'güçlü karine' olarak kabul etmesinin hukuki temelini tartışınız. Bu yorum, ispat hukukundaki 'hayatın olağan akışı' ilkesiyle nasıl ilişkilendirilebilir?
Zinanın, yani cinsel birleşmenin doğası gereği gizli bir eylem olması, doğrudan ispatını (örneğin suçüstü tespiti) oldukça zorlaştırır. Bu nedenle Yargıtay, ispat kolaylığı sağlamak amacıyla zinanın dolaylı delillerle ve karinelerle ispat edilebileceğini kabul etmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2019/4012 E. sayılı kararında olduğu gibi, 'başka bir kadınla banyoda yarı çıplak ve samimi fotoğraf' veya 2019/1740 E. sayılı karardaki 'başka bir erkekle birlikte yaşama' olguları, hayatın olağan akışına göre, bu kişiler arasında cinsel birleşmenin gerçekleştiğine dair çok güçlü bir ihtimali ortaya koyan fiili karineler olarak değerlendirilmektedir. Hakim, bu tür güçlü karineler karşısında, aksini ispat yükünü zımnen diğer tarafa yükleyerek, zinanın gerçekleştiği sonucuna varmaktadır. Bu yaklaşım, ispat yükü kurallarını katı bir şekilde uygulamak yerine, 'hayatın olağan akışı' ve 'tecrübe kuralları' çerçevesinde delilleri serbestçe takdir etme (HMK m. 198) ilkesinin bir yansımasıdır. (Kaynak: oner.av.tr/zina-nedeniyle-bosanma-yargitay-kararlari/)