CMK m. 137/3'e göre, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimlerin denetlenmesi sırasında elde edilen kayıtlar, 'sanığın ikrarına ilişkin delil olarak değerlendirilemez'. Bu düzenlemenin ardındaki hukuki mantığı, belirti delili ile ikrar delili arasındaki farkı ve Anayasa'nın 38. maddesindeki 'kimsenin kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaması' (nemo tenetur) ilkesiyle bağlantısını kurarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #203606

CMK m. 137/3'ün hukuki mantığı, gizlice yapılan dinlemelerin kişinin özgür iradesiyle yapılmış bir beyan olmamasıdır. İkrar, suçun sanık tarafından özgür iradesiyle kabul edilmesidir ve doğrudan ispat gücüne sahip bir delildir. Oysa gizli dinleme kaydı, sanığın bilgisi ve rızası dışında, kendisini savunma hazırlığı içinde olmadığı bir anda elde edilir. Bu nedenle bu kayıttaki ifadeler, CMK m. 147'de tanımlanan usule uygun bir sorgu sırasındaki serbest iradeye dayalı ikrarla bir tutulamaz. Metnin gerekçesinde de belirtildiği gibi, bu kayıtlar bir 'belirti delili' (emare) niteliğindedir. Parmak izi gibi dolaylı bir ispat gücüne sahiptir ve tek başına mahkumiyete yeterli olmaz; başka delillerle desteklenmesi gerekir. Bu düzenleme, Anayasa'nın 38. maddesindeki 'nemo tenetur' ilkesiyle yakından ilişkilidir. Kişinin gizlice dinlenerek elde edilen beyanlarının aleyhine doğrudan bir ikrar olarak kullanılması, onu dolaylı yoldan kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlamak anlamına geleceğinden, kanun koyucu bu tür delillerin ispat gücünü sınırlandırmıştır. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/ceza-muhakemesi-kanunu-137-madde-cmk/)