Büyü veya fal yoluyla dolandırıcılık eylemlerinin, TCK m. 158/1-a'da düzenlenen 'dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle nitelikli dolandırıcılık' suçunu oluşturabilmesi için Yargıtay'ın aradığı temel kriter nedir? Bir kişinin fal baktırıp karşılığında para ödemesi her durumda bu suçu oluşturur mu? Yargıtay CGK'nın E:2012-1535, K:2013-400 sayılı kararındaki 'istismar' ve 'hile' kavramlarını bu bağlamda açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #203004

TCK m. 158/1-a'daki suçun oluşabilmesi için Yargıtay'ın aradığı temel kriter, dinin veya dini inanç ve duyguların, mağduru aldatmak için bir 'araç olarak kötüye kullanılması' ve bu suretle haksız bir yarar sağlanmasıdır. Her fal veya büyü eylemi bu suçu oluşturmaz. Mağdurun, failin doğaüstü güçlere sahip olduğuna inanarak kendi rızasıyla para vermesi basit bir dolandırıcılık veya hukuki bir uyuşmazlık olabilir. Suçun nitelikli hale dönüşmesi için, failin, mağdurun dini inançlarını (cennet, cehennem, günah, büyü, muska, kader vb. kavramları) kullanarak, onu manevi bir baskı altına alması, korkutması ve bu yolla iradesini fesada uğratarak menfaat temin etmesi gerekir. Yargıtay CGK'nın ilgili kararında 'istismar', sömürme anlamında kullanılmıştır. 'Hile' ise nitelikli yalandır. Failin, örneğin 'Sana ölüm büyüsü yapılmış, bunu bozmazsam çocuğun ölecek' gibi bir söylemle, mağdurun dini inançlarından kaynaklanan korku ve çaresizliğini sömürerek, onu normalde vermeyeceği bir parayı vermeye ikna etmesi, nitelikli hiledir. Burada din, aldatmanın bir aracı olarak istismar edilmektedir. Sadece geleceğe yönelik kehanette bulunmak ise genellikle bu kapsamda görülmez.