Kamu görevinden çıkarma davalarında, 'Garson' adlı gizli tanıktan elde edilen kodlamaların (fişlemelerin) bir delil olarak kullanılmasını, masumiyet karinesi ve delillerin hukuka uygunluğu ilkeleri çerçevesinde kritik ediniz. İdare mahkemelerinin bu kodlamaların niteliğine (örn: SAY, EA, SC) göre farklı kararlar vermesinin ardındaki mantık nedir?
Gizli tanık 'Garson'dan elde edilen kodlamaların delil olarak kullanılması hukuken oldukça tartışmalıdır. Masumiyet karinesi gereği, bir kişinin suçluluğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılır. Bu kodlamalar, devletin resmi makamlarınca değil, bir terör örgütü tarafından yapılmış subjektif fişlemelerdir ve güvenilirlikleri şüphelidir. Delillerin hukuka uygunluğu ilkesi gereği, hukuka aykırı elde edilen bulgular hükme esas alınamaz. Bu kodlamaların elde ediliş biçimi ve niteliği, bu ilkeyi zedeleyebilir. İdare mahkemelerinin kodlamanın niteliğine göre farklı karar vermesi, kodlamanın içeriğine atfedilen anlama dayanır. Örneğin, 'SAY' (Sadık Ama Yetersiz), 'EA' (Ev Ablası/Abisi) gibi kodlar, örgütle organik ve hiyerarşik bir bağı ifade ettiği şeklinde yorumlanarak davaların reddine gerekçe yapılırken; 'SC' (Sohbetlere Gelen), 'DİL' (Dil Biliyor), 'AD' (Adli işlem görmüş) gibi kodlar, tek başına organik bağı kanıtlamayan, daha yüzeysel veya objektif durum tespiti olarak değerlendirilip lehe kararlara dayanak olabilmektedir. Bu durum, idari yargının, örgütün kendi içindeki sınıflandırmasını esas alarak bir 'irtibat/iltisak' derecelendirmesi yapmaya çalıştığını göstermektedir ki bu da hukuki denetimin sınırları açısından sorunludur.