Müdafi ile vekil arasındaki hukuki statü farkını, YCGK-K.2023/707 sayılı kararında belirtilen 'temsil ilişkisi', 'kamusal görev' ve 'bağımsızlık' kriterleri açısından analiz ediniz. Bu fark, 7201 sayılı Tebligat Kanunu m. 11'deki '...Ceza Muhakemeleri Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.' istisnasının temelini nasıl oluşturur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202905

YCGK kararında da vurgulandığı üzere, müdafi ile vekil arasında temel statü farkları şunlardır: 1) Temsil İlişkisi: Vekil (hukuk davalarında), müvekkilinin iradesine sıkı sıkıya bağlı bir temsilcisidir ve onun adına hareket eder. Müdafi ise (ceza davalarında), şüpheli/sanığın temsilcisi değil, ondan bağımsız bir 'ceza muhakemesi süjesi/organı'dır. 2) Kamusal Görev: Vekilin görevi özel hukuk ilişkisinden kaynaklanır. Müdafilik ise kamusal bir görevdir; amacı sadece sanığı korumak değil, aynı zamanda adil yargılanma hakkının gerçekleşmesini sağlayarak maddi gerçeğe ulaşılmasına hizmet etmektir. 3) Bağımsızlık: Vekil, müvekkilinin talimatlarıyla bağlıdır. Müdafi ise, sanığın lehine olmak kaydıyla onun iradesine aykırı hareket edebilir (örneğin, sanık istemese de beraat talep edebilir veya delil sunabilir). Bu temel statü farkı, Tebligat Kanunu m. 11'deki istisnanın temelini oluşturur. Hukuk davalarında vekile yapılan tebligat, asile yapılmış sayılırken, ceza yargılamasında cezanın ve davanın sonuçlarının doğrudan sanığın 'şahsını' (özgürlüğü, malvarlığı) ilgilendirmesi nedeniyle, kararın sadece müdafiye tebliği yeterli görülmemiştir. Sanığın, hakkındaki kararı bizzat öğrenme, müdafisinin ihmali veya hatasına karşı kanun yollarına (gerekirse eski hale getirme talebiyle) bizzat başvurabilme hakkını teminat altına almak için, kararın sanığa da ayrıca tebliğ edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu, sanığın davanın bir 'nesnesi' değil, 'öznesi' olmasının bir gereğidir.