HMK m. 434, tahkim yargılaması sırasında tarafların sulh olması durumunda yargılamanın sona ereceğini düzenlemektedir. Tarafların, yaptıkları sulh anlaşmasının bir 'hakem kararı' olarak tespit edilmesini talep etmelerinin pratik önemi nedir? Hakem veya hakem kurulunun bu talebi reddedebileceği durumlar var mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202903

Tahkim yargılaması sırasında tarafların sulh olması, tahkim sürecini kendiliğinden sona erdirir. Ancak taraflar, aralarındaki sulh anlaşmasının sadece bir özel hukuk sözleşmesi olarak kalmasını istemeyebilirler. Bu anlaşmanın bir 'hakem kararı' olarak tespit edilmesini talep etmelerinin pratik önemi, bu anlaşmaya 'ilam niteliği' kazandırmaktır. Hakem kararları, mahkeme ilamları gibi icra edilebilir belgelerdir. Dolayısıyla, sulhun hakem kararı olarak tespiti, taraflardan birinin ileride sulh anlaşmasının gereklerini yerine getirmemesi durumunda, diğer tarafın bu karara dayanarak doğrudan ilamlı icra takibi yapabilmesini sağlar. Bu, yeniden dava açma külfetini ortadan kaldıran çok önemli bir güvencedir. Hakem veya hakem kurulu, tarafların bu talebini her durumda kabul etmek zorunda değildir. HMK m. 434, hakemin bu talebi kabul etmesinin iki koşula bağlı olduğunu belirtir: 1) Sulh konusunun 'ahlaka veya kamu düzenine aykırı olmaması'. 2) Sulh konusunun 'tahkime elverişli' bir konuya ilişkin olması. Örneğin, taraflar ceza hukukuyla ilgili bir konuda veya kişilik haklarına aykırı bir düzenleme içeren bir konuda sulh olmuşlarsa, hakem bu sulhü bir karar olarak tespit etmeyi reddedebilir.