5275 sayılı İnfaz Kanunu m. 4'te yer alan 'Mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz' ilkesinin hukuki anlamı ve kapsamı nedir? Bu ilkenin, bir ceza davasında verilen mahkumiyet hükmünün eki niteliğindeki tazminat ve yargılama giderleri gibi alacakların icrası üzerindeki etkisini açıklayınız. HUMK m. 443'teki genel kural ile bu durum arasındaki fark nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202871

5275 sayılı Kanun m. 4'teki bu ilke, 'masumiyet karinesi'nin ve 'hukuk devleti' ilkesinin bir gereğidir. Bir kişinin özgürlüğünü kısıtlayan hapis cezası gibi ağır bir yaptırımın uygulanabilmesi için, o kişinin suçluluğunun tüm kanun yolları tüketilerek kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla sabit olması gerekir. Aksi takdirde, kesinleşmeden infaz edilen bir ceza sonrası kişinin beraat etmesi durumunda telafisi imkansız zararlar doğar. Bu kural, ceza mahkumiyetinin fer'isi (eki) niteliğindeki alacaklar için de geçerlidir. Yani, ceza mahkumiyetine bağlı olarak hükmedilen tazminat, yargılama gideri ve vekalet ücreti gibi parasal alacaklar da, asıl mahkumiyet hükmü kesinleşmeden icra takibine konu edilemez. Bu durum, hukuki takipler için genel kuralı belirleyen (eski) HUMK m. 443 (yeni HMK m. 367) hükmünün önemli bir istisnasıdır. Hukuk davalarında kural olarak kararların icrası için kesinleşmesi gerekmezken (temyiz icrayı durdurmazken), ceza mahkemesi kararlarının kişisel özgürlükle ve kamu düzeniyle olan yakın ilgisi nedeniyle, ilamın tümüyle (asli ve fer'i unsurlarıyla) infazı için kesinleşmesi şart koşulmuştur.