HMK m. 273 uyarınca mahkemenin bilirkişi görevlendirme kararında yer alması gereken zorunlu unsurları sayınız. Uygulamada sıkça rastlanan 'dosyanın bilirkişiye tevdiine' gibi genel ifadelerle yapılan görevlendirmenin, HMK m. 273 gerekçesinde belirtilen sakıncaları nelerdir? Bu durum, hakimin bilirkişi karşısındaki konumunu ve yargıya olan güveni nasıl etkilemektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202848

HMK m. 273/1'e göre, mahkemenin bilirkişi görevlendirme kararında şu unsurlar zorunlu olarak yer almalıdır: a) İnceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi, b) Bilirkişinin cevaplaması gereken somut sorular, c) Raporun verilme süresi. 'Dosyanın bilirkişiye tevdiine' gibi genel ifadelerle yapılan görevlendirme, HMK m. 273'e açıkça aykırıdır. Gerekçede belirtilen sakıncaları şunlardır: 1) Bilirkişi, görev alanının ne olduğunu tam olarak anlayamadığı için ya yetersiz bir rapor sunar ya da görev sınırlarını aşarak hukuki değerlendirmelere girişir. 2) Bilirkişinin hukuki değerlendirme yapması, fiilen hakimin yerine geçerek hükmü veren konumuna gelmesine yol açar. Bu durum, HMK m. 266'daki 'hakimin hukuki konularda bilirkişiye başvuramayacağı' ilkesini ihlal eder. 3) Hakimin, bilirkişi raporunu serbestçe takdir etme (HMK m. 282) yetkisi işlevsiz hale gelir ve hakim, bilirkişi karşısında bağımsızlığını yitirir. 4) Toplumda, kararların hakimler tarafından değil, fiilen bilirkişiler tarafından verildiği yönünde yanlış bir algı oluşur ve bu da yargıya olan güveni ciddi şekilde sarsar. Doğru uygulama, hakimin uyuşmazlığın çözümünde hangi özel veya teknik bilginin gerektiğini netleştirip somut sorular halinde bilirkişiye yöneltmesidir.