5271 sayılı CMK m. 147'de düzenlenen 'ifade ve sorgunun tarzı' hükümleri ile CMK m. 148'deki 'yasak usuller' birlikte değerlendirildiğinde, bir müdafiin kolluk ifadesi sırasında şüphelinin beyanlarına müdahale etme ve itirazda bulunma yetkisinin hukuki temelini ve sınırlarını tartışınız. Anayasa Mahkemesi'nin 2020/14769 sayılı kararında vurgulanan 'müdafi yardımından yararlanma hakkının etkinliği' ilkesi bu duruma nasıl bir ışık tutmaktadır?
Müdafiin ifadeye müdahale yetkisinin hukuki temeli, CMK m. 149/3'teki 'hukuki yardımda bulunma' hakkıdır. Bu hak, CMK m. 147 ve 148 ile birlikte yorumlanmalıdır. CMK m. 147, ifadenin şüphelinin özgür iradesine dayanması gerektiğini belirtirken, m. 148, bu iradeyi sakatlayacak her türlü kötü muamele, işkence, yorma, aldatma, vaatte bulunma gibi 'yasak usulleri' saymıştır. Müdafiin görevi, tam da bu yasak usullerin uygulanıp uygulanmadığını denetlemek ve şüphelinin haklarının korunmasını sağlamaktır. Bu nedenle müdafiin rolü, pasif bir gözlemcilikle sınırlı olamaz. Müdafi, yasak usul teşkil eden veya şüpheliyi yanıltan (kapalı, yönlendirici) bir soruya itiraz edebilir, şüpheliye susma hakkını hatırlatabilir, ifadenin yorgunluk veya baskı altında alındığını tutanağa geçirtebilir. Bu müdahaleler, şüphelinin yerine cevap vermek anlamına gelmez, hukuki yardımın bir parçasıdır. Anayasa Mahkemesi'nin ilgili kararında vurgulanan 'müdafi yardımından yararlanma hakkının etkinliği' ilkesi de tam olarak bunu gerektirir. Hakkın etkin olması, sadece müdafiin fiziksel varlığıyla değil, şüphelinin savunmasına gerçek ve pratik bir katkı sunabilmesiyle mümkündür. Müdahale ve itiraz yetkisinin engellenmesi, bu hakkı şekilsel ve etkisiz hale getirir, bu da adil yargılanma hakkının (Anayasa m. 36) ihlalidir.