Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 24.03.1989 tarihli kararının, bedelsiz senedi kullanma suçunun ispatına etkisini açıklayınız. Senedin bedelsiz kaldığının kural olarak 'tanıkla ispat edilememesi' ilkesi, ceza yargılamasındaki 'delil serbestisi' ilkesiyle nasıl bir denge içinde yorumlanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202778

Yargıtay İBGK'nın 1989 tarihli kararı, hukuki işlemlerin (ve senede karşı iddiaların) kural olarak HMK'daki 'senetle ispat' zorunluluğuna tabi olduğunu, senedin bedelsiz kaldığı veya anlaşmaya aykırı kullanıldığı iddiasının tanıkla ispatlanamayacağını belirtir. Bu karar, esasen özel hukuk yargılaması için verilmiş olsa da, Yargıtay ceza daireleri tarafından TCK m. 156 suçunun yargılamasında da dikkate alınmaktadır (örn: Yargıtay 15. CD, 2016/48 K.). Bu durum, ceza muhakemesindeki 'maddi gerçeğin araştırılması' ve 'delil serbestisi' (her şeyin delil olabileceği) ilkeleriyle bir çelişki yaratır. Uygulamada bu denge şu şekilde kurulmaktadır: Mahkeme, senedin bedelsiz kaldığına dair 'yazılı bir delil başlangıcı' (dekont, makbuz, mesaj, alacaklının defterindeki kayıt vb.) arar. Böyle bir yazılı delil başlangıcı varsa, bu iddianın tanık beyanları gibi diğer takdiri delillerle desteklenmesine izin verilir. Ancak, hiçbir yazılı delil veya başlangıcı olmadan, sadece tanık beyanlarına dayanarak senedin bedelsiz kaldığı kabul edilmez. Bu yorum, hem senedin ispat gücünü korumayı hem de ceza yargılamasının maddi gerçeğe ulaşma amacını bir arada gerçekleştirmeyi hedefler.