Ceza davalarında, sanığın yargılandığı suçun ceza miktarına göre 'zorunlu müdafilik' kurumunun devreye girmesi, hangi temel hak ve ilkelerin bir gereğidir? Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen bir davada, sanığın 'avukat istemiyorum, kendi savunmamı yapacağım' demesine rağmen, mahkemenin CMK uyarınca bir müdafi atamak zorunda olmasının hukuki dayanağını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202608

Sanığın yargılandığı suçun ceza miktarına göre (CMK m. 150/3 uyarınca alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar) zorunlu müdafiliğin devreye girmesi, iki temel hak ve ilkenin korunmasını amaçlar: 1) Savunma Hakkı ve Adil Yargılanma Hakkı (Anayasa m. 36, AİHS m. 6): Kanun koyucu, cezası ağır olan suçlarda, yargılamanın karmaşıklığı, delillerin ve hukuki konuların vahameti nedeniyle, sanığın hukuki bilgi eksikliği yüzünden savunmasında telafisi imkansız hatalar yapabileceğini ve hak kayıplarına uğrayabileceğini öngörmüştür. Bu tür ciddi suçlarda, sanığın profesyonel bir hukuki yardımdan (müdafi) faydalanması, sadece sanığın kişisel bir tercihi değil, 'adil bir yargılama' yapılabilmesinin ve 'silahların eşitliği' ilkesinin sağlanmasının objektif bir koşulu olarak kabul edilmiştir. Devlet, sadece yargılama yapmakla değil, aynı zamanda yargılamanın adil olmasını sağlamakla da yükümlüdür. 2) Kamu Düzeni Mülahazası: Ağır cezalık suçlarda yargılamanın hatasız, eksiksiz ve hukuka uygun bir şekilde yürütülmesinde, sadece sanığın değil, aynı zamanda toplumun da menfaati (kamu düzeni) vardır. Müdafiin varlığı, yargılamanın usul kurallarına uygun yürümesine, delillerin doğru tartışılmasına ve maddi gerçeğe daha sağlıklı bir şekilde ulaşılmasına katkı sağlar. Bu, yargıya olan güveni de artırır. Sanığın 'avukat istemiyorum' demesine rağmen mahkemenin müdafi atamak zorunda olmasının hukuki dayanağı, CMK m. 150/3'tür. Bu hüküm, sanığın iradesinden bağımsız, emredici bir kuraldır. Çünkü burada korunan, sadece sanığın sübjektif menfaati değil, aynı zamanda adil yargılamanın objektif standardı ve kamu düzenidir. Sanık, bu haktan feragat edemez. Mahkeme, sanığın bu beyanına rağmen bir müdafi görevlendirmezse, bu durum 'hükme etkili olacak nitelikte savunma hakkının kısıtlanması' anlamına gelir ve Yargıtay tarafından mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilir. (Kaynak: avukaterdemozkan.com/blog/bursa-ceza-avukati/)