HMK m. 434 uyarınca tahkimde tarafların sulh olması durumunda, bu sulh anlaşmasının 'hakem kararı' olarak tespit edilmesinin taraflara sağladığı en önemli avantaj nedir? Bu durumu, adi bir 'sulh sözleşmesi' ile 'hakem kararı' niteliğindeki bir sulh belgesinin icra edilebilirlik (infaz kabiliyeti) açısından karşılaştırarak açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202594

Tarafların tahkim sırasında yaptıkları sulh anlaşmasının, talep üzerine 'hakem kararı' olarak tespit edilmesinin sağladığı en temel ve önemli avantaj, bu belgeye 'ilam niteliği' kazandırmasıdır. Bu durumun icra edilebilirlik açısından sonuçları şöyledir: - Adi Sulh Sözleşmesi: Taraflar sulh olur ve bunu adi yazılı bir sözleşmeye bağlarlarsa, bu belge maddi hukuk açısından geçerli bir borç ilişkisi doğurur. Ancak, taraflardan biri bu sözleşmedeki yükümlülüğünü (örneğin, para ödemeyi) yerine getirmezse, diğer taraf bu sözleşmeye dayanarak doğrudan 'ilamlı icra' takibi yapamaz. Önce, bu sözleşmeye dayanarak bir alacak davası (eda davası) açması, mahkemeden bir ilam alması ve ancak ondan sonra ilamlı icraya başvurması gerekir. Bu, uzun ve masraflı bir süreçtir. - Hakem Kararı Olarak Tespit Edilen Sulh: HMK m. 434 uyarınca sulh anlaşması, hakem veya hakem kurulu tarafından bir 'hakem kararı' olarak tespit edildiğinde, bu belge HMK ve İcra ve İflas Kanunu uyarınca 'ilam' niteliği kazanır. Bu, taraflardan birinin sulh anlaşmasındaki edimini yerine getirmemesi halinde, diğer tarafın, yeniden bir dava açmasına gerek kalmaksızın, bu belgeye dayanarak doğrudan 'ilamlı icra takibi' başlatabileceği anlamına gelir. Bu, taraflara çok daha hızlı, etkili ve az masraflı bir yolla alacaklarını tahsil etme imkanı sunar. Kısacası, sulhun hakem kararı olarak tespiti, anlaşmaya icra edilebilirlik gücü kazandıran en önemli usuli işlemdir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-434-sulh.html)