Ceza infaz hukukunda 'mahsup' (TCK m. 63), bir suçtan hüküm giyen kişinin, aynı veya başka bir suç nedeniyle hürriyetinin kısıtlandığı sürelerin cezasından indirilmesidir. Bir kişi, yargılandığı A suçundan tutuklu kalıp daha sonra bu davadan 'beraat' ederse, tutuklu kaldığı bu süreyi, daha sonra işlediği bir B suçundan aldığı hapis cezasından mahsup ettirebilir mi? Metinde belirtilen 'beraat kararının ikinci suç işlendikten sonra kesinleşmesi' şartının bu konudaki rolü nedir?
Bu konu, mahsup kurumunun en tartışmalı yönlerinden biridir. Kural olarak, bir suçtan dolayı haksız yere (sonradan beraat edilen) tutuklu kalınan süreler, kişinin başka bir suçtan aldığı mahkumiyetten mahsup edilebilir. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, bu mahsup işleminin yapılabilmesi için kritik bir şart aramaktadır: Beraatle sonuçlanan A suçuna ilişkin davanın, kişinin mahkum olduğu B suçunu işlediği tarihten 'önce' kesinleşmiş olması gerekir. Yani, kişi B suçunu işlediği anda, devletin kendisinden haksız yere tutuklu kaldığı süre kadar bir 'alacağı'nın hukuken sabit ve kesinleşmiş olması gerekir. Metinde belirtilen 'beraat kararının ikinci suç işlendikten sonra kesinleşmesi' halinde ise mahsup yapılamaz. Yargıtay'ın bu yaklaşımının temel mantığı şudur: Kişi, B suçunu işlediği tarihte, A suçundan beraat kararı henüz kesinleşmediği için, devletten bir 'hürriyet alacağı' olduğunu hukuken iddia edemez. Bu alacak, ancak beraat kararının kesinleşmesiyle doğar. Bu nedenle, daha sonra kesinleşen bir beraat kararına dayanarak, önceden işlenmiş bir suçun cezasından mahsup talep edilemez. Bu yorum, her ne kadar hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabildiği için eleştirilse de, Yargıtay'ın istikrarlı uygulaması bu yöndedir. Kişi bu durumda, haksız tutuklama nedeniyle sadece CMK m. 141 uyarınca devletten tazminat talep edebilir. (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/muddetname-nedir-nasil-itiraz-edilir/)