Sigorta hukukundan kaynaklanan bir uyuşmazlığın, hem 6502 sayılı TKHK kapsamında bir 'tüketici işlemi' hem de TTK kapsamında bir 'ticari dava' niteliği taşıması mümkün müdür? Bu durumda, dava şartı arabuluculuk açısından hangi kanun hükmü (TKHK m. 73/A mı, TTK m. 5/A mı) öncelikli olarak uygulanır ve bu durumun pratikte bir önemi var mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202524

Evet, sigorta hukukundan kaynaklanan bir uyuşmazlığın aynı anda hem tüketici işlemi hem de ticari dava niteliği taşıması mümkündür. Örneğin, bir bireyin (tüketici) ticari veya mesleki olmayan amaçlarla bir sigorta şirketinden (ticari işletme) yaptırdığı hayat sigortası veya konut sigortası poliçesinden doğan uyuşmazlık, tarafların sıfatı ve işlemin amacı gereği bir tüketici işlemidir (TKHK m. 3). Aynı zamanda, sigorta sözleşmeleri TTK'da düzenlendiği için, bu sözleşmeden kaynaklanan davalar mutlak ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4). Hem TKHK m. 73/A hem de TTK m. 5/A, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan bu tür uyuşmazlıklar için arabuluculuğu dava şartı olarak öngörmektedir. Bu durumda hangi kanunun uygulanacağı teorik bir tartışma yaratsa da, pratik sonuç açısından bir fark bulunmamaktadır. Her iki kanun da aynı sonuca, yani dava açmadan önce arabulucuya başvurma zorunluluğuna işaret etmektedir. Uyuşmazlık hem tüketici işlemi hem de ticari dava olduğundan, her iki yasal düzenleme de dava şartı arabuluculuğun gerekliliğini teyit eder. Dolayısıyla, davacı hangi kanuna dayanırsa dayansın, arabuluculuk sürecini tamamlamadan dava açarsa, davası dava şartı yokluğundan usulden reddedilecektir. Metinde de belirtildiği gibi, 'sigorta hukukunda arabuluculuk, uyuşmazlıktaki taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre ticari dava kabul edilerek TTK uyarınca ve tüketici işlemi kabul edilerek TKHK uyarınca dava şartı arabuluculuğa tabidir.' (Kaynak: kadimhukuk.com.tr/makale/sigorta-hukukunda-arabuluculuk/)