Bir kişinin 'üzerinizde büyü var, bunu bozacağım' diyerek para veya ziynet eşyası alması eylemi, TCK'nın 158/1-a bendinde düzenlenen 'dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle' nitelikli dolandırıcılık suçunu nasıl oluşturur? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımında 'hile' unsurunun ve mağdurun 'denetleme olanağının ortadan kaldırılması' kriterinin rolünü, Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2017/26468 E., 2020/10683 K. sayılı kararı üzerinden açıklayınız.
Dolandırıcılık suçunun (TCK m. 157) temel unsuru, failin hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. TCK m. 158/1-a ise, bu hilenin 'dini inanç ve duyguların istismar edilmesi' suretiyle işlenmesini nitelikli hal saymıştır. Yargıtay 15. CD'nin ilgili kararında olduğu gibi, fal, büyü, muska gibi kavramlar, insanların manevi dünyalarına, inançlarına ve çaresizlik anlarındaki hassasiyetlerine hitap eden olgulardır. Fail, mağdurun bu manevi zaafından yararlanarak 'üzerinde büyü var' şeklinde, denetlenmesi veya ispatı mümkün olmayan soyut bir iddia ortaya atmaktadır. Ardından, bu hayali sorunu 'büyüyü bozma, muska yapma' gibi yine dini/manevi referanslar içeren bir vaatle çözeceğini söyleyerek haksız menfaat temin etmektedir. Burada 'hile', mağdurun dini inanç ve duygularının sömürülmesi suretiyle yaratılan aldatmacadır. 'Denetleme olanağının ortadan kaldırılması' ise, büyünün varlığı ya da yokluğunun veya yapılan muskanın işe yarayıp yaramadığının mağdur tarafından rasyonel ve objektif bir şekilde kontrol edilememesidir. Fail, mağduru manevi bir cendereye sokarak onun akılcı düşünme ve denetleme yetisini felce uğratmakta ve bu şekilde iradesini sakatlayarak menfaat sağlamaktadır. Bu nedenle Yargıtay, bu tür eylemleri basit bir yalan veya vaat olarak değil, TCK m. 158/1-a kapsamında nitelikli bir hile ve dolandırıcılık olarak kabul etmektedir. (Kaynak: oner.av.tr/buyu-fal-medyum-dolandiriciligi/)