Parada sahtecilik suçunun (TCK m. 197) oluşabilmesi için, sahte paranın 'aldatma kabiliyetine (iğfal kabiliyeti)' sahip olması gerekir. Bu kriterin objektif ve sübjektif unsurlarını açıklayınız. Özel bir inceleme yapılmaksızın, ortalama bir vatandaş tarafından sahte olduğu anlaşılabilecek bir para ile suç işlenmeye çalışılması durumunda, fiil hangi hukuki kurum (örneğin teşebbüs, işlenemez suç) kapsamında değerlendirilmelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202489

Parada sahtecilik suçunda 'aldatma (iğfal) kabiliyeti', sahte paranın objektif bir unsurudur ve suçun oluşması için zorunludur. Bu kabiliyet, sahte paranın, gerçek para görünümü vererek ortalama bir kişiyi aldatabilecek nitelikte olması anlamına gelir. Değerlendirme, hem objektif hem de sübjektif unsurlara göre yapılır: - Objektif Unsur: Paranın basım kalitesi, kağıdı, rengi, üzerindeki filigran, emniyet şeridi gibi teknik özelliklerin, gerçeğine ne ölçüde benzediğidir. - Sübjektif Unsur: Aldatılacak kişinin durumudur. Değerlendirme, ne çok dikkatli bir sarraf ne de çok dikkatsiz bir kişi üzerinden değil, makul dikkat ve özeni gösteren 'ortalama bir vatandaş' üzerinden yapılır. Eğer bir para, ilk bakışta ve herhangi bir özel incelemeye (mor ışık, kalem vb.) gerek kalmaksızın sıradan bir insan tarafından sahte olduğu kolayca anlaşılabilecek nitelikte ise (örneğin fotokopi kağıdına renkli çıktı alınmışsa), bu paranın aldatma kabiliyeti yoktur. Aldatma kabiliyeti olmayan bir para ile suç işlenmeye çalışılması, TCK m. 35'te düzenlenen 'teşebbüs' kapsamında değil, 'işlenemez suç' kapsamında değerlendirilmelidir. Çünkü suçun konusu olan 'sahte para', hukuki anlamda mevcut değildir. Suçun konusu üzerindeki bu eksiklik nedeniyle, failin eylemi ne kadar uğraşırsa uğraşsın suçun kanuni tanımındaki neticeyi doğurmaya elverişli değildir. Bu nedenle fiil cezasız kalır. (Kaynak: oner.av.tr/parada-sahtecilik-sucu-ve-cezasi/)