CMK m. 149/3, 'soruşturma ve kovuşturmanın her evresinde avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı engellenemez ve kısıtlanamaz' hükmünü amirdir. Bu hüküm ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 23. maddesinde yer alan 'müdafiin şüphelinin yerine geçerek doğrudan cevap veremeyeceği' düzenlemesi nasıl bir denge içinde yorumlanmalıdır? Müdafiin, kolluk ifadesi sırasında şüpheliye 'bu soruya cevap verme' demesi veya sorunun yönlendirici olduğuna dair itirazını tutanağa geçirtmek istemesi, 'hukuki yardım' kapsamında mıdır, yoksa 'şüphelinin yerine geçme' midir?
CMK m. 149/3'te düzenlenen 'hukuki yardımda bulunma' hakkı, pasif bir nezaretten ibaret değildir; aktif bir savunma faaliyetini içerir. Yakalama Yönetmeliği'nin 23. maddesindeki 'şüphelinin yerine geçerek cevap verememe' kuralı ise, müdafiin maddi vakıaya ilişkin beyanları şüpheli adına yapmasını engellemeye yöneliktir. Bu iki norm arasında bir denge kurulmalıdır. Müdafiin hukuki yardımı; şüpheliye haklarını (özellikle susma hakkını) hatırlatmayı, sorulan soruların hukuka uygunluğunu denetlemeyi, yasak usullerle (CMK m. 148) ifade alınmasını engellemeyi ve sürece ilişkin hukuki itirazlarını kayda geçirmeyi kapsar. Dolayısıyla, müdafiin şüpheliye 'Bu soruya cevap vermeme hakkına sahipsin' veya 'Bu soru yönlendirici/kapalı uçlu/varsayıma dayalı olduğu için hukuka aykırıdır, bu itirazımın tutanağa geçmesini talep ediyorum' demesi, 'şüphelinin yerine geçme' değil, CMK m. 149/3 kapsamındaki 'aktif hukuki yardım' hakkının özünü oluşturur. Nitekim Yönetmeliğin 23. maddesi de 'müdafiin her türlü müdahalesinin tutanağa geçirileceğini' belirtmektedir. İçişleri Bakanlığı'nın avukat beyanlarının tutanağa alınmaması yönündeki yazısı, bu dengeyi bozarak kanuna ve anayasal savunma hakkına (Anayasa m. 36) aykırı bir kısıtlama getirme potansiyeli taşımaktadır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/mudafiin-suphelinin-kolluk-ifadesine-aktif-katilma-ve-beyanda-bulunma-yetkisinin-engellenmesi)