HMK m. 273, bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin ara kararda mahkemenin, 'inceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi' ve 'bilirkişinin cevaplaması gereken soruların' yer alması gerektiğini emretmektedir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2012/39846 E., 2014/29816 K. sayılı kararında, mahkemenin dosyayı 'davacının iddiası, davalının savunması doğrultusunda rapor hazırlanmak üzere' bilirkişiye tevdi etmesini neden HMK m. 273'e aykırı bulmuştur? Bu tür genel bir görevlendirmenin sakıncaları nelerdir?
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin ilgili kararı, HMK m. 273'ün lafzına ve ruhuna uygun bir uygulamayı vurgulamaktadır. Mahkemenin dosyayı genel ifadelerle ('iddia ve savunma doğrultusunda') bilirkişiye göndermesi, HMK m. 273'e birkaç yönden aykırıdır: 1) Sınırların Belirlenmemesi: Madde, 'inceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesini' zorunlu kılar. Genel bir görevlendirme, bilirkişinin hangi maddi vakıayı inceleyeceğini, hangi teknik konuda görüş bildireceğini belirsiz bırakır. 2) Somut Soru Yokluğu: Madde, 'bilirkişinin cevaplaması gereken soruların' kararda yer almasını emreder. Mahkemenin, çözümü özel ve teknik bilgi gerektiren maddi sorunu tespit edip bunu somut sorulara dönüştürmesi gerekir. 'Rapor hazırla' demek, bu yükümlülüğü yerine getirmemek demektir. Bu tür genel bir görevlendirmenin temel sakıncası, bilirkişinin kendi görev alanının dışına çıkarak hukuki değerlendirmeler yapması ve adeta hâkimin yerine geçerek bir 'hüküm' taslağı hazırlamasıdır. Bu durum, hâkimin bilirkişi raporunu serbestçe takdir etme (HMK m. 282) yetkisini işlevsiz kılar, yargılamayı uzatır ve adil yargılanma hakkını zedeler. Hâkimin, dava dosyasına tamamen hâkim olduktan sonra, hangi spesifik teknik konuda yardıma ihtiyacı olduğunu net bir şekilde belirleyip, görevlendirmeyi bu çerçevede yapması, usul ekonomisi ve doğru bir yargılama için esastır. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-273-bilirkisinin-gorev-alaninin-belirlenmesi.html)