TCK m. 206'da düzenlenen 'Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan' suçunun oluşabilmesi için, düzenlenen belgenin 'hukuki sonuç doğurmaya elverişli' olması şartı aranır. Bu şartı, Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin 2015/6517 sayılı kararında yer alan 'ceza infaz kurumunda ziyaretçi olarak başka birine ait kimlik kartını gösterme' eylemi özelinde analiz ediniz. Mahkeme bu eylemi neden TCK m. 206 kapsamında bir suç değil, Kabahatler Kanunu m. 40/1'de düzenlenen 'kimliğini gizleme' kabahati olarak değerlendirmiştir?
TCK m. 206'daki suçun temel unsurlarından biri, yalan beyan üzerine kamu görevlisinin hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir resmi belge düzenlemesidir. Yani, beyanın kendisi değil, o beyana dayanılarak oluşturulan yeni ve hukuken geçerli bir belge suçun konusunu oluşturur. Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin 2015/6517 sayılı kararındaki olayda sanık, başkasının kimliğini kullanarak cezaevine ziyarete girmektedir. Bu eylem sırasında, infaz koruma memuru, sanığın beyanına dayanarak yeni bir resmi belge (örneğin bir ziyaretçi kartı, bir giriş tutanağı vb.) düzenlememektedir. Memur sadece mevcut kimliği kontrol ederek giriş izni vermektedir. Ortada, yalan beyan üzerine yaratılmış, aldatıcılık kabiliyeti olan yeni bir resmi belge yoktur. Bu nedenle TCK m. 206'nın maddi unsuru oluşmamıştır. Sanığın eylemi, kimliği hakkında yetkili makamlara kasten gerçeğe aykırı bilgi verme niteliğindedir. Bu eylem ise, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 40. maddesinin 1. fıkrasında 'Kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunma' (metinde 'kimliğini gizleme' olarak atıf yapılmış) kabahati olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla Yargıtay, eylemin bir suç değil, idari para cezasını gerektiren bir kabahat olduğuna doğru bir şekilde karar vermiştir. (Kaynak: avmehmetgenc.com/resmi-belgenin-duzenlenmesinde-yalan-beyan-sucu-ve-cezasi)