İYUK m. 27 uyarınca bir idari işlemin yürütmesinin durdurulabilmesi için 'açıkça hukuka aykırılık' ve 'uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması' şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Uygulanmasıyla etkisi tükenecek işlemler açısından, idarenin savunması alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi, bu iki temel şarttan bir feragat anlamına mı gelir, yoksa bu şartların yorumlanmasında bir farklılaşma mıdır? Bu durumu, 'etkin başvuru hakkı' ilkesi çerçevesinde değerlendiriniz.
Uygulanmasıyla etkisi tükenecek işlemler (örneğin bir yıkım kararı veya sınır dışı etme kararı) için idarenin savunması alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi (İYUK m. 27/2), temel şartlardan bir feragat anlamına gelmez. Bu, 'telafisi güç veya imkânsız zarar' şartının niteliği gereği, yargısal denetimin daha ivedi yapılmasını gerektiren bir durumun kanun tarafından tanınmasıdır. Mahkeme, bu durumda dahi, dosyadaki ilk bilgilere göre işlemin 'açıkça hukuka aykırı' olduğuna dair güçlü bir ilk izlenim edinmelidir. Ancak, 'telafisi güç zarar' şartı o kadar belirgindir ki (işlem uygulanırsa geri dönüşü olmayacaktır), mahkemenin bu zararın doğmasını engellemek için derhal tedbir alması zorunlu hale gelir. Bu durum, Anayasa m. 40 ve AİHS m. 13'te güvence altına alınan 'etkin başvuru hakkı'nın bir gereğidir. Eğer mahkeme, etkisi tükenecek bir işlem için idarenin savunmasını beklerse, dava sonucunda verilecek iptal kararının hiçbir pratik anlamı kalmayacak, yargısal başvuru yolu etkisiz hale gelecektir. Dolayısıyla, savunma alınmadan karar verilmesi, şartlardan feragat değil, 'telafisi güç zarar' unsurunun ağırlığı nedeniyle usulün hızlandırılması ve etkin başvuru hakkının korunmasıdır. (Kaynak: avmehmetgenc.com/yurutmenin-durdurulmasi-sartlari-ve-itiraz)