Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/3583 sayılı kararında, Gezi Parkı eylemlerine katılanlara karşı yaralama suçlarının işlenmesini teşvik eden Twitter paylaşımlarını neden TCK m. 216 (Halkı kin ve düşmanlığa tahrik) kapsamında değil, TCK m. 214 (Suç işlemeye tahrik) kapsamında değerlendirmiştir? Bu iki suç tipi arasındaki ayrımı, suçun koruduğu hukuki değer ve unsurları açısından açıklayınız.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/3583 sayılı kararı, iki suç arasındaki temel ayrımı net bir şekilde ortaya koymaktadır. TCK m. 216'da düzenlenen 'halkı kin ve düşmanlığa tahrik' suçunun oluşabilmesi için, tahrikin halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge gibi kanunda sayılan sosyolojik farklılıklara sahip bir kesiminin, diğer bir kesimi aleyhine yöneltilmesi gerekir. Suçun koruduğu hukuki değer 'kamu barışı' ve toplumsal kesimler arasındaki huzurdur. Oysa Yargıtay'a göre, Gezi Parkı eylemlerine katılanlar, bu sosyolojik kategorilerden birine girmemekte, 'siyasi görüş ya da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılığı' temelinde bir araya gelmiş bir gruptur. Bu nedenle bu gruba yönelik tahrik, TCK m. 216'nın unsurlarını oluşturmaz. Failin eylemi, belirli bir suçu (yaralama) işlemeye yönelik açık bir kışkırtma ve teşvik içerdiğinden, TCK m. 214'te düzenlenen 'suç işlemeye tahrik' suçunu oluşturur. Bu suçun koruduğu hukuki değer ise doğrudan doğruya kamu güvenliği ve düzenidir. Kısacası, TCK m. 216 kimlik temelli bir nefreti, TCK m. 214 ise belirli bir suçun işlenmesine yönelik çağrıyı cezalandırmaktadır. (Kaynak: avmehmetgenc.com/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-veya-asagilama-sucu-ve-cezasi)