Türk Ceza Kanunu'nun 216. maddesinde düzenlenen 'Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama' suçu, 'somut tehlike suçu' olarak nitelendirilmektedir. Bu nitelemenin, suçun manevi unsuru (kast) ve ispatı açısından ne gibi sonuçları vardır? Failin eyleminin 'kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike' oluşturması şartının, ifade özgürlüğü ile suçun sınırlarının belirlenmesindeki rolünü tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #202467

TCK m. 216'daki suçun 'somut tehlike suçu' olarak nitelendirilmesi, suçun oluşumu için fiilin neticesinde bir zararın meydana gelmesinin aranmadığı, ancak kamu güvenliği için açık ve yakın bir tehlike oluşturma potansiyelinin bulunmasının yeterli olduğu anlamına gelir. Bu durumun manevi unsur açısından sonucu, failin kastının sadece belirli bir gruba yönelik kin ve düşmanlık içerikli ifadeler kullanmayı değil, aynı zamanda bu ifadelerin kamu güvenliği için bir tehlike yaratabileceğini öngörmesini veya en azından bu sonucu istemesini gerektirmesidir. İspat açısından ise, savcılığın sadece fiili değil, fiilin yarattığı somut tehlikeyi de ortaya koyması gerekir. 'Açık ve yakın tehlike' kriteri, bu suçun ifade özgürlüğü karşısındaki sınırını çizen en önemli ölçüttür. Anayasa ve AİHS ile korunan ifade özgürlüğü, ancak şiddete teşvik eden, nefreti körükleyen ve kamu düzenini bozma potansiyeli taşıyan söylemler söz konusu olduğunda sınırlanabilir. Dolayısıyla, sadece eleştirel, rahatsız edici veya şok edici ifadeler bu suçun kapsamına girmez. Yargı, her somut olayda ifadenin içeriği, söylendiği bağlam, hedef kitlesi ve olası etkilerini değerlendirerek kamu güvenliği için 'açık ve yakın bir tehlike' oluşturup oluşturmadığını titizlikle incelemeli, bu kriteri dar yorumlayarak ifade özgürlüğünü azami düzeyde korumalıdır. (Kaynak: avmehmetgenc.com/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-veya-asagilama-sucu-ve-cezasi)