HMK m. 240/3, tanığın adresinin bulunamaması halinde tarafa 'işin niteliğine uygun kesin süre' verileceğini belirtir. Bu ifadedeki 'işin niteliğine uygun' ne demektir? Örneğin, basit bir alacak davası ile karmaşık bir boşanma davasında verilecek sürenin farklı olması gerekir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #200621

HMK m. 240/3'teki 'işin niteliğine uygun' ifadesi, hâkime takdir yetkisi tanıyarak, verilecek kesin sürenin her somut olayın özelliğine göre belirlenmesi gerektiğini vurgular. Bu, katı ve standart bir süre (örn: her zaman 2 hafta) yerine, adil ve makul bir süre tanınmasını sağlar. Bu takdir yetkisi kullanılırken şu faktörler dikkate alınır: 1) **Davanın Niteliği ve Önemi:** Evet, davanın niteliği sürenin belirlenmesinde önemlidir. Örneğin, velayet gibi kamu düzenini ilgilendiren ve çocuğun geleceğini etkileyen bir boşanma davasında, maddi gerçeğe ulaşmak daha büyük önem taşıdığından, tanığın adresini bulmak için daha makul ve belki biraz daha uzun bir süre verilebilir. Buna karşın, basit bir alacak davasında daha kısa bir süre yeterli görülebilir. 2) **Tanığın Önemi:** Dinlenmesi istenen tanığın, davanın çözümü için ne kadar kilit bir role sahip olduğu da önemlidir. Eğer o tanık, uyuşmazlığın tek veya en önemli delili ise, adresini bulmak için daha esnek bir süre tanınması adil yargılanma hakkının bir gereği olabilir. 3) **Tarafın Durumu:** Tarafın tanığın adresini bulmadaki objektif zorlukları (tanığın sık yer değiştirmesi, yurt dışında olması vb.) da dikkate alınabilir. 4) **Usul Ekonomisi:** Verilecek süre, davanın gereksiz yere uzamasına neden olmayacak şekilde makul olmalıdır. Sonuç olarak, 'işin niteliğine uygun süre', hâkimin bu faktörleri bir arada değerlendirerek, hem tarafın ispat hakkını koruyacak hem de yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlayacak adil bir denge kurmasını ifade eder.