Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2014/15957 E. sayılı kararında, davacının bildirdiği tanıkların davetiye ile çağrılması yönünde işlem yapılmadan karar verilmesi, hangi usul kuralının ihlali olarak görülmüştür? Davacının bir sonraki celsedeki beyanının neden 'açıkça vazgeçme' olarak kabul edilmediğini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #200609

Bu durum, HMK m. 243/1'de düzenlenen 'Tanık davetiye ile çağrılır' şeklindeki temel usul kuralının ihlalidir. Bir taraf tanık deliline dayandığında ve tanıklarının isimlerini bildirdiğinde, mahkemenin temel görevi bu tanıkları usulüne uygun olarak davetiye ile duruşmaya çağırmaktır. Mahkemenin bu işlemi yapmadan, yani tarafın delil toplama talebini yerine getirmeden davayı karara bağlaması, tarafın ispat hakkını ve dolayısıyla hukuki dinlenilme hakkını (HMK m. 27) kısıtlar. Kararda, davacının 09.03.2013 tarihli oturumdaki beyanının 'açıkça vazgeçme' olarak kabul edilmemesinin nedeni, delilden vazgeçmenin hukuki sonuçlarının ağırlığıdır. Bir haktan (tanık dinletme hakkı gibi) vazgeçmenin geçerli olabilmesi için, irade beyanının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde 'açık' olması gerekir. Yorum yoluyla veya tarafın duraksamalı ifadelerinden vazgeçme anlamı çıkarılamaz. Muhtemelen davacının o celsedeki beyanı, tanıkların dinlenmesi talebini kesin ve net bir dille geri almamıştır. Mahkemenin, bu açık vazgeçme beyanı olmadan, re'sen tanıkların dinlenmesinden vazgeçildiğini varsayması hatalıdır. Bu nedenle Yargıtay, usulüne uygun olarak çağrılıp dinlenmeleri için kararı bozmuştur.