HMK m. 266, bilirkişiye başvuruyu mahkemenin takdirine bırakırken, hangi durumlarda bilirkişiye başvurmak mahkeme için bir zorunluluk haline gelir? Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2015/1953 E. sayılı kararında, çelişkili kaza tespit tutanağı ve raporlar varken mahkemenin yeni bir bilirkişi raporu almadan karar vermesi neden bozma sebebi sayılmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #200603

HMK m. 266, 'Mahkeme... bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir' diyerek kural olarak takdir yetkisi tanısa da, uyuşmazlığın çözümünün 'hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği' hallerde bu takdir yetkisi bir zorunluluğa dönüşür. Hâkim, sahip olmadığı teknik bir bilgiyi gerektiren bir konuda karar veremez; bu konuyu aydınlatmakla yükümlüdür. Aydınlatma aracı da bilirkişidir. Bu zorunluluk özellikle şu durumlarda belirginleşir: 1) **Uyuşmazlığın Özünün Teknik Olması:** Tıbbi bir hatanın (malpraktis) olup olmadığı, bir imalatın ayıplı olup olmadığı, bir imzanın sahte olup olmadığı gibi konular, bilirkişi incelemesi olmaksızın çözülemez. 2) **Deliller Arasındaki Çelişkinin Teknik Olması:** Yargıtay 17. HD kararında olduğu gibi, dosyada mevcut deliller (kaza tespit tutanağı, önceki raporlar) arasında teknik bir konuda (kazanın oluş şekli, kusur oranı) çelişki varsa, hâkim bu çelişkiyi kendi hukuki bilgisiyle çözemez. Hangi teknik belgenin doğru olduğunu belirlemek, yine teknik bir değerlendirmeyi gerektirir. Mahkemenin, bu teknik çelişkiyi gidermek için yeni ve denetime elverişli bir bilirkişi raporu almadan, mevcut çelişkili delillerden birini tercih ederek karar vermesi, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurmak anlamına gelir. Çünkü kararın dayanağı olan delilin kendisi şüphelidir. Bu durumda, çelişkiyi giderecek yeni bir bilirkişi raporu almak, mahkeme için bir zorunluluktur ve yapılmaması bozma nedenidir.