HMK m. 266'nın, hâkimin hukuki konularda bilirkişiye başvuramayacağı yönündeki açık hükmüne rağmen, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2017/2390 E. sayılı kararında olduğu gibi, neden bilirkişi heyetlerine sıklıkla bir 'hukukçu' bilirkişinin de dahil edildiği görülmektedir? Bu durumun gerekçesi ve sakıncaları nelerdir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #200599

Bilirkişi heyetlerine hukukçu bilirkişi dahil edilmesi uygulamasının temel gerekçesi, karmaşık teknik raporların hukuki bir dille ve mahkemenin anlayabileceği bir formatta sunulmasını sağlama, raporun usul kurallarına uygunluğunu denetleme ve teknik bilirkişilerin alanlarının dışına çıkarak hukuki yorum yapmalarını engelleme düşüncesidir. Ancak bu uygulama, HMK m. 266'nın ruhuna aykırı ciddi sakıncalar taşımaktadır. **Sakıncaları şunlardır:** 1) **Yetki Gaspı:** Hukukçu bilirkişi, farkında olarak veya olmayarak, teknik tespitleri hukuki bir kalıba dökerken kaçınılmaz olarak hukuki yorum ve nitelemeler yapar. Bu, hâkimin yetkisinin bilirkişiye devredilmesi riskini doğurur. 2) **Raporun Objektifliğinin Zedelenmesi:** Hukukçu bilirkişinin kendi hukuki görüşü, raporun genel sonucunu etkileyebilir ve teknik bilirkişileri yönlendirebilir. 3) **Gereksiz Masraf ve Zaman Kaybı:** Hukuki değerlendirme hâkimin işi olduğundan, bu iş için ayrıca bir bilirkişiye ücret ödenmesi ve raporun hazırlanma sürecinin uzaması usul ekonomisine aykırıdır. HMK m. 266'ya 2016'da eklenen fıkra ('Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez.') tam da bu sakıncaları önlemeyi amaçlamaktadır. Yargıtay 15. HD'nin kararında da, önceki heyetlerde hukukçu bulunmasına rağmen raporlar çelişkili ve yetersiz bulunmuş, yeni heyetin ise uyuşmazlığın teknik özüne odaklanan uzmanlardan (Biyomedikal Müh., İnşaat Müh. vb.) oluşması istenmiştir. Bu, hukukçu bilirkişinin çözüm getirmediğini, asıl olanın doğru teknik uzmanlık olduğunu göstermektedir.