Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2017/2390 E. sayılı kararında, önceki bilirkişi raporları arasında fahiş farklılıklar ve çelişkiler olduğu belirtilmiştir. Mahkemenin, çelişkili raporlardan birini diğerine üstün tutarak karar vermesi neden mümkün değildir? Hâkimin 'delilleri serbestçe değerlendirme' (HMK m. 198) ilkesi bu durumu kapsamaz mı?
Hâkimin 'delilleri serbestçe değerlendirme' ilkesi (HMK m. 198), keyfi bir takdir hakkı anlamına gelmez. Bu ilke, hâkimin vicdani kanaatine göre, dosyadaki deliller arasında bir sıralama yapabilmesi, bir delili diğerinden daha inandırıcı bulabilmesi demektir. Ancak bu değerlendirmenin, makul, mantıklı ve gerekçelendirilmiş olması zorunludur. Yargıtay 15. HD'nin kararında olduğu gibi, özel ve teknik bilgi gerektiren bir konuda, uzman bilirkişiler tarafından hazırlanmış raporlar arasında fahiş farklılıklar ve çelişkiler varsa, hâkimin bu raporlardan birini seçip diğerini reddetmesi için, kendisinin sahip olmadığı o özel ve teknik bilgiye dayanarak bir gerekçe sunması gerekir. Hâkim, 'Ben A raporunu daha doğru buldum' diyemez, çünkü hangi raporun teknik olarak daha doğru olduğunu bilecek uzmanlığa sahip değildir. Bu durumda delilleri serbestçe değerlendirme ilkesi, hâkime şu yükümlülüğü getirir: Bu çelişkiyi, yine usulüne uygun bir delil olan yeni bir bilirkişi raporuyla (HMK m. 281/3) gidermek. Hâkim, yeni ve çelişkiyi gideren bir rapor aldıktan sonra, bu raporu ve öncekileri bir bütün olarak değerlendirerek, mantıksal bir gerekçeyle hangisine neden itibar ettiğini açıklayarak vicdani kanaatini oluşturabilir. Çelişki giderilmeden karar verilmesi, serbest delil değerlendirmesi değil, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurmaktır.