HMK m. 266/1'e 2016'da eklenen '...genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz' cümlesi, Anayasa m. 138'deki 'Hâkimler... vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler' ilkesiyle nasıl bir ilişki içindedir? Hâkimin, teknik bir konuda kendi vicdani kanaati oluşmazsa, bu durum bilirkişiye başvurmasını zorunlu kılar mı?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #200591

Bu iki hüküm birbiriyle çelişmez, aksine birbirini tamamlar. Anayasa m. 138'deki 'vicdani kanaat' ilkesi, hâkimin kararını verirken kimseden emir almayacağını, baskı altında kalmayacağını ve delilleri serbestçe takdir edeceğini ifade eder. Ancak bu, hâkimin keyfi veya bilgisinin olmadığı bir alanda sezgisel olarak karar vereceği anlamına gelmez. Vicdani kanaatin, dosyadaki delillere, hukuka ve mantığa uygun, gerekçelendirilebilir bir kanaat olması gerekir. HMK m. 266'daki düzenleme, işte bu 'gerekçelendirilebilir kanaatin' oluşum sürecini düzenler. Eğer bir uyuşmazlığın çözümü, hâkimin sahip olduğu genel bilgi, tecrübe ve hukuki bilginin dışına çıkan 'özel veya teknik bir bilgi' gerektiriyorsa, hâkimin bu konuda sağlıklı bir vicdani kanaat oluşturabilmesi mümkün değildir. Bu durumda, hâkimin vicdani kanaatinin hukuka uygun bir temele oturabilmesi için, o özel veya teknik bilgiyi kendisine sunacak olan bilirkişiye başvurması sadece bir hak değil, aynı zamanda bir 'zorunluluktur'. Bilirkişi, hâkimin eksik olan teknik bilgisini tamamlayarak, onun sağlıklı ve gerekçeli bir vicdani kanaate ulaşmasına yardımcı olan bir 'delil değerlendirme aracıdır'. Dolayısıyla, hâkimin teknik bir konuda vicdani kanaatinin oluşmaması, keyfi karar vermesine değil, tam da HMK m. 266 uyarınca bilirkişiye başvurarak o konuyu aydınlatması ve ancak ondan sonra bir kanaate ulaşması gerektiğini gösterir.