Bir dağcı, kopmak üzere olan bir ipte asılı kalmış iki kişiden (A ve B) sadece birini kurtarma şansına sahiptir. A'yı kurtarmak için B'nin bağlı olduğu ipi kesmek zorunda kalır ve B ölür. Dağcının eylemi TCK m. 25 çerçevesinde nasıl değerlendirilmelidir? Meşru savunma mı, zorunluluk hali mi? Sonuç ne olur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #200586

Dağcının eylemi, meşru savunma değil, TCK m. 25/2 kapsamında bir 'zorunluluk hali'dir. **Meşru savunma değildir**, çünkü ölen B kişisinden kaynaklanan 'haksız bir saldırı' söz konusu değildir. B, dağcıya veya A'ya saldırmamaktadır. Tehlike, tarafsız bir durumdan (ipin kopması) kaynaklanmaktadır. **Zorunluluk halidir**, çünkü TCK m. 25/2'deki şartlar gerçekleşmiştir: 1) **Ağır ve Muhakkak Tehlike:** A'nın yaşam hakkına yönelik, ipin kopması nedeniyle ağır ve muhakkak bir ölüm tehlikesi vardır. 2) **Hakka Yönelik Olma:** Tehlike, yaşam hakkına yöneliktir. 3) **Bilerek Neden Olunmama:** Dağcı, bu tehlikeli duruma bilerek neden olmamıştır. 4) **Başka Suretle Korunma Olanağı Bulunmaması:** Dağcının hem A'yı hem de B'yi kurtarma imkanı yoktur. 5) **Orantılılık:** Bu, en kritik noktadır. Zorunluluk halinde feda edilen hak ile korunan hak arasında bir orantı olmalıdır. Klasik ceza hukuku anlayışında, eşit değerdeki haklar (yaşama karşı yaşam) çatıştığında, orantıdan söz edilemez ve bu durum genellikle 'kusurluluğu ortadan kaldıran' bir mazeret sebebi olarak kabul edilir. Yani, dağcının eylemi hukuka aykırıdır, ancak içinde bulunduğu zorunlu seçim nedeniyle kusurlu sayılamaz. **Sonuç:** Dağcının eylemi hukuka aykırı bir adam öldürme fiili teşkil etse de, TCK m. 25/2'deki zorunluluk hali (kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak) nedeniyle faile (dağcıya) ceza verilmez. Verilecek karar CMK m. 223/3-b uyarınca 'ceza verilmesine yer olmadığı' kararıdır.