HMK m. 297/1-c, hüküm gerekçesinde 'delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini' zorunlu kılar. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2016/12252 E. sayılı kararında, mahkemenin, davalı aleyhine dava açmış olan tanıkların beyanlarına dayanarak karar vermesi eleştirilmiştir. Bu durum, 'delillerin tartışılması' yükümlülüğü açısından ne anlama gelmektedir?
'Delillerin tartışılması' yükümlülüğü, mahkemenin sadece delilleri sıralamakla yetinmeyip, onların güvenilirliğini, ispat gücünü ve birbiriyle olan ilişkisini kritik bir süzgeçten geçirmesi anlamına gelir. Yargıtay 9. HD'nin kararında eleştirilen durum, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesidir. Davalı aleyhine dava açmış olan bir tanığın beyanı, tek başına hükme esas alınması sakıncalı bir delildir. Çünkü bu tanığın, davalıya karşı husumeti olabilir ve beyanları objektif olmayabilir. Bu, o tanığın asla dinlenemeyeceği anlamına gelmez, ancak beyanlarının 'ihtiyatla' karşılanması gerektiğini gösterir. 'Delillerin tartışılması' bu noktada devreye girer: Mahkeme, bu tanığın beyanını diğer delillerle (örneğin, işyeri kayıtları, diğer tanıkların beyanları, belgeler) karşılaştırmalıdır. Eğer bu tanığın beyanları, diğer yan delillerle destekleniyorsa, mahkeme bu durumu gerekçesinde açıklayarak bu beyanlara itibar edebilir. Ancak, bu tanıkların beyanları dışında iddiayı destekleyen başka bir delil yoksa veya beyanlar diğer delillerle çelişiyorsa, mahkemenin sadece husumetli tanıkların beyanlarına dayanarak hüküm kurması, 'delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi' yükümlülüğünün ihlalidir. Yargıtay, bu tür tanıklıkların tek başına hükme esas alınamayacağını, mutlaka diğer delillerle desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak, eksik inceleme ve yetersiz delil değerlendirmesi nedeniyle kararı bozmuştur.