TCK m. 25 gerekçesinde, meşru savunma hakkının genişletilmesinin 'kriminolojik yönden caydırıcı etki de yapabileceği' belirtilmiştir. Bu argümanı, meşru savunmanın 'orantılılık' ilkesiyle olan potansiyel gerilimi açısından eleştirel bir şekilde değerlendiriniz. Caydırıcılık amacı, orantılılık ilkesinin esnetilmesini haklı çıkarabilir mi?
TCK m. 25 gerekçesindeki bu argüman, meşru savunmanın sadece bireysel bir korunma hakkı olmadığını, aynı zamanda suçla mücadelede bir kamu politikası aracı olarak da görüldüğünü ortaya koymaktadır. Mantık, potansiyel saldırganların, eylemlerine karşı bir direnişle karşılaşabilecekleri endişesiyle suç işlemekten caydırılacağıdır. Ancak bu 'caydırıcılık' amacı ile meşru savunmanın temel taşı olan 'orantılılık' ilkesi arasında ciddi bir gerilim vardır. Orantılılık ilkesi, savunmanın amacının saldırganı cezalandırmak veya ondan intikam almak değil, sadece ve sadece 'saldırıyı defetmek' olduğunu vurgular. Savunma, bu amacı aşan bir boyuta ulaştığında meşruluğunu yitirir. Caydırıcılık argümanının orantılılık ilkesini esnetmek için bir gerekçe olarak kullanılması son derece tehlikelidir. Zira bu, bireylere, devletin ceza adalet sisteminin yerine geçerek 'kendi adaletini sağlama' veya 'ibret-i alem için cezalandırma' yetkisi tanımak anlamına gelebilir. Bu durum, hukuk devletinin temelini sarsar ve özel intikam eylemlerini meşrulaştırma riski taşır. Örneğin, basit bir hırsızlık eylemine karşı, caydırıcılık amacıyla failin öldürülmesi orantılı kabul edilemez. Yargıtay kararları da (örn: YCGK 2018/669), orantılılık ilkesini katı bir şekilde uygulamakta ve caydırıcılık gibi genel önleme amaçlarının, somut olaydaki savunmanın sınırlarını genişletmek için bir gerekçe olamayacağını göstermektedir. Dolayısıyla, caydırıcılık amacı, meşru savunma kurumunun varlık nedenlerinden biri olabilir, ancak orantılılık ilkesinin sınırlarını belirlemede bir ölçüt olarak kullanılamaz.