HMK m. 266'nın, hâkimin 'genel bilgi veya tecrübeyle' çözebileceği konularda bilirkişiye başvuramayacağını belirtmesi ne anlama gelir? Bir uyuşmazlıkta, hâkimin genel bilgisinin sınırları nasıl belirlenir ve bu kuralın ihlali ne gibi sonuçlar doğurur?
Bu kural, hâkimin yargılama faaliyetinde pasif bir aktör olmadığını, kendi hayat tecrübesi, genel kültür ve mantık kurallarını kullanarak basit ve teknik olmayan sorunları çözme yetki ve görevine sahip olduğunu ifade eder. 'Genel bilgi veya tecrübe', ortalama, makul bir insanın ve özellikle bir hâkimin bilmesi beklenen, özel bir uzmanlık veya eğitim gerektirmeyen bilgileri kapsar. Örneğin, bir eşyanın normal kullanım sonucu ne kadar sürede eskiyeceği, basit bir faiz hesabı, bir metnin genel anlamı gibi konular bu kapsama girer. Hâkimin genel bilgisinin sınırları, konunun 'özel veya teknik' bir nitelik kazanıp kazanmadığına göre belirlenir. Eğer bir sorunun çözümü, belirli bir bilim dalının, sanatın veya mesleğin özel terminolojisini, yöntemlerini ve prensiplerini bilmeyi gerektiriyorsa, o konu artık genel bilginin dışına çıkmış ve bilirkişi incelemesini gerektirir hale gelmiştir. Bu kuralın ihlali, yani hâkimin genel bilgisiyle çözebileceği bir konuda bilirkişiye başvurması, birkaç olumsuz sonuç doğurur: 1) **Yargılamanın Gereksiz Yere Uzaması ve Masrafların Artması:** Bu durum, HMK m. 30'daki usul ekonomisi ilkesine aykırıdır. 2) **Yargı Yetkisinin Devri:** Hâkim, kendi yapması gereken bir değerlendirmeyi bilirkişiye devretmiş olur. 3) **Hatalı Karar Riski:** Bilirkişi, basit bir konuda gereksiz yere karmaşık veya hatalı bir rapor sunabilir ve bu durum hâkimi yanıltabilir. Bu kuralın ihlali, genellikle tek başına bir bozma nedeni sayılmasa da, yargılamanın uzamasına veya hatalı karar verilmesine neden olmuşsa, Yargıtay tarafından eleştirilir ve bozma nedeni olabilir.