TCK m. 25/2 zorunluluk halinde 'tehlikeye bilerek neden olunmaması' şartını arar. Bu şartın, meşru savunma için aranmamasının mantığı nedir? Bir kavgayı kasten başlatan kişi, karşı tarafın orantısız saldırısına karşı meşru savunmada bulunabilir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #200562

Bu iki kurumun temel mantığındaki farktan kaynaklanır. Zorunluluk halinde (TCK 25/2), fail, bir tehlikeden kurtulmak için olayla ilgisi olmayan üçüncü bir kişinin veya kamunun bir hakkını ihlal etmektedir. Hukuk düzeni, kendi kusuruyla bir tehlikeye neden olan kişiye, bu tehlikeden kurtulmak için masum bir üçüncü kişinin hakkını feda etme imtiyazını tanımak istemez. Bu nedenle 'tehlikeye bilerek neden olmama' şartı aranır. Meşru savunmada (TCK 25/1) ise durum farklıdır. Fail, kendisine yönelen 'haksız bir saldırıya' karşı, bizzat o saldırıyı gerçekleştiren saldırgana karşı savunma yapmaktadır. Burada masum bir üçüncü kişinin hakkı ihlal edilmez. Dolayısıyla, bir kavgayı haksız bir şekilde başlatan kişi (saldırgan), başlangıçtaki haksız saldırısı nedeniyle meşru savunma hakkından yararlanamaz. Ancak, karşı tarafın savunması, meşru savunma sınırlarını aşarak orantısız yeni bir saldırıya dönüşürse, bu yeni ve haksız saldırıya karşı, ilk haksız hareketi yapan kişinin dahi meşru savunma hakkı doğabilir. Örneğin, A kişisi B'ye yumruk atarak kavgayı başlatır (haksız saldırı). B, savunma olarak silah çekip A'yı öldürmeye kalkarsa, B'nin bu eylemi artık savunma olmaktan çıkıp yeni ve orantısız bir saldırıya dönüşür. Bu durumda, ilk saldırgan olan A'nın, B'nin bu yeni ve haksız saldırısına karşı meşru savunma hakkı doğar. Yani meşru savunmada önemli olan, o anki 'haksız saldırının' kimden geldiğidir.