HMK m. 266, bilirkişinin 'özel veya teknik bilgiyi' gerektiren hallerde dinleneceğini belirtir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/2376 E. sayılı kararında, bir binanın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerinin çizilmesine ilişkin bir uyuşmazlıkta, mahkemenin 'inşaat mühendisi'nden aldığı rapora dayanarak karar vermesi neden hatalı bulunmuş ve 'mimar bilirkişi'den rapor alınması gerektiği belirtilmiştir?
Bu karar, bilirkişi seçiminde doğru uzmanlık alanının belirlenmesinin önemini ortaya koymaktadır. Her ne kadar inşaat mühendisliği ve mimarlık yakın disiplinler gibi görünse de, uzmanlık alanları farklıdır. Karara konu uyuşmazlık, bir binanın mevcut durumunun ölçülerek çizilmesi (rölöve), orijinal halinin araştırılarak projelendirilmesi (restitüsyon) ve bu projelere uygun olarak onarılmasına yönelik projelerin (restorasyon) hazırlanması ile ilgilidir. Bu projelerin çizimi, estetik, tarihsel, sanatsal ve fonksiyonel tasarım prensiplerini içerir ve bu alanlar doğrudan 'mimarlık' disiplininin uzmanlık konusudur. Bir 'inşaat mühendisi' ise daha çok yapının statik hesapları, taşıyıcı sistemleri, dayanıklılığı ve malzeme bilimi gibi yapısal mühendislik konularında uzmandır. Davanın konusu projelerin fen ve tekniğe, amacına ve ilgili koruma kurulları mevzuatına uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, bir mimarın özel ve teknik bilgisini gerektirir. Mahkemenin, uyuşmazlığın özü olan mimari projelerin değerlendirilmesi için bir inşaat mühendisinden rapor alması, HMK m. 266'ya göre yanlış uzmandan görüş almak anlamına gelir. Yargıtay, bu nedenle kararı bozarak, konunun uzmanı olan bir 'mimar bilirkişi'den rapor alınması gerektiğini belirtmiştir.